Toplu savunma paktları, savaş olasılığını azaltmak için tasarlanır. Ancak kötü tasarlanmış anlaşmalar tam tersi etki yaratabilir: Müttefikler, askeri entegrasyon, karar alma mekanizmaları ve tırmanma kontrolü olmaksızın kapsamlı taahhütler verdiğinde, düşmanları bu taahhütlerin sınırlarını test etmeye davet edebilir. ABD öncülüğünde İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında imzalanan ve gayri resmi olarak "Mekke Paktı" adı verilen güvenlik işbirliği girişimi, bu açıdan çarpıcı bir örnek teşkil ediyor. Pakt, İran'ın bölgesel yayılmacılığına karşı ortak bir cephe oluşturmayı hedefliyor ancak operasyonel mekanizmalardan yoksun.
Mekke Paktı'nın Arka Planı ve Yapısal Zaafları
Mekke Paktı, 2022 yılında ABD Başkanı Joe Biden'ın Orta Doğu ziyareti sırasında gündeme gelen, İsrail ile Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Ürdün ve Mısır gibi ülkeler arasında güvenlik işbirliğini derinleştirmeyi amaçlayan bir girişimdir. Resmi bir ittifak antlaşması olmaktan ziyade, hava savunma koordinasyonu, istihbarat paylaşımı ve deniz güvenliği konularında işbirliğini öngören bir çerçeve anlaşmasıdır. Ancak paktın en büyük zaafı, NATO benzeri bir ortak savunma maddesi içermemesi ve askeri bir komuta yapısına sahip olmamasıdır.
Toplu savunma anlaşmalarının caydırıcılık işlevi görebilmesi için üç temel unsura ihtiyaç vardır: entegre askeri planlama, hızlı karar alma mekanizmaları ve kriz yönetimi protokolleri. Mekke Paktı'nda bu unsurların hiçbiri tam anlamıyla mevcut değil. Ülkeler, İran'a karşı ortak bir duruş sergileme konusunda istekli görünse de, somut bir saldırı durumunda nasıl bir ortak yanıt verileceği belirsizliğini koruyor. Bu belirsizlik, hem caydırıcılığı zayıflatıyor hem de yanlış hesaplamalara yol açabilecek riskler barındırıyor.
Örneğin, 2023 yılında İran destekli Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik füze saldırıları sırasında pakt üyeleri arasında koordineli bir yanıt gelmemiş, her ülke kendi savunma sistemleriyle yetinmek zorunda kalmıştı. Bu durum, paktın pratikte ne kadar etkisiz olduğunu gözler önüne serdi. Aynı şekilde, İsrail'in Gazze'ye yönelik operasyonları sırasında bazı Arap üyelerin sessiz kalması, ittifakın içindeki çıkar farklılıklarını ortaya koydu.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Caydırıcılık mı, Kışkırtma mı?
Toplu savunma paktlarının tarihi, iyi niyetle kurulan ancak yanlış tasarlandığı için gerilimi artıran örneklerle doludur. 1955 Bağdat Paktı (CENTO), Orta Doğu'da Sovyet etkisini dengelemek için kurulmuş ancak Arap milliyetçiliği ve İsrail karşıtlığı nedeniyle dağılmıştı. Benzer şekilde, Mekke Paktı da İran'ı çevreleme amacı taşısa da, Tahran yönetimi bunu bir tehdit olarak algılayıp nükleer programını hızlandırabilir veya vekil güçleri aracılığıyla saldırılarını artırabilir.
Kötü tasarlanmış bir ittifak, üyelerine güvenlik garantisi verirken aslında onları daha kırılgan hale getirebilir. Eğer bir üye saldırıya uğrarsa ve diğer üyeler taahhütlerini yerine getirmezse, ittifakın inandırıcılığı çöker. Dahası, saldırgan aktörler bu belirsizliği test etmek isteyebilir. İran'ın bölgedeki vekil grupları üzerinden Suudi petrol tesislerine yönelik saldırıları, paktın sınırlarını yoklama girişimi olarak yorumlanabilir.
Küresel düzeyde ise Mekke Paktı, ABD'nin Orta Doğu'dan çekilme stratejisiyle çelişiyor. Washington, hem Çin'e odaklanmak hem de bölgedeki askeri varlığını azaltmak isterken, Arap müttefiklerine güvenlik şemsiyesi sunmaya devam ediyor. Ancak bu şemsiye, somut askeri kapasite ve siyasi iradeyle desteklenmezse, bölgede güç boşluğu oluşabilir ve Rusya ile Çin bu boşluğu doldurmaya çalışabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Mekke Paktı, Türkiye'nin Orta Doğu'daki stratejik konumunu doğrudan etkiliyor. Türkiye, hem NATO üyesi hem de bölgesel bir güç olarak, İran karşıtı bir ittifakın parçası olmaktan kaçınıyor; zira İran ile ekonomik ve enerji bağları bulunuyor. Paktın zayıf yapısı, Türkiye'nin bölgede arabuluculuk rolünü güçlendirebilir. Öte yandan, paktın etkisizliği, Türkiye'nin kendi savunma sanayii ve askeri kapasitesine daha fazla yatırım yapmasını teşvik edebilir. Ayrıca, olası bir İran-İsrail çatışmasında Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları risk altına girebilir. Bu nedenle Ankara, paktın dönüşümünü dikkatle izlemeli ve kendi güvenlik mimarisini güçlendirmeli.