Suudi Arabistan'ın ev sahipliğinde gerçekleşen ve "Mekke Paktı" olarak adlandırılan savunma işbirliği anlaşmasının aktif hale getirilmesi, Pakistan ve Türkiye'nin bölgedeki stratejik hamlelerini gündeme taşıdı. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) çatısı altında 2017'de kurulan ve zaman zaman "Arap NATO'su" olarak da anılan bu ittifak, son dönemde Suudi Arabistan'ın öncülüğünde yeniden canlandırılıyor. Pakistan ve Türkiye'nin bu yapı içinde üstleneceği roller, hem askeri hem de ekonomik açıdan geniş yankı uyandıracak nitelikte.
Mekke Paktı'nın Arka Planı ve Amacı
Mekke Paktı, ilk olarak 2017 yılında dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın Suudi Arabistan ziyareti sırasında gündeme gelmiş, ancak o dönemde Katar krizi ve bölgesel anlaşmazlıklar nedeniyle etkin bir şekilde hayata geçirilememişti. Anlaşmanın temel amacı, İslam dünyasında terörle mücadele, askeri eğitim ve ortak savunma mekanizmaları oluşturmak. Ancak son yıllarda değişen jeopolitik dengeler, bu paktın yeniden canlandırılmasını kaçınılmaz kıldı.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın liderliğinde şekillenen yeni vizyon, bölgesel güvenlik mimarisinde daha bağımsız bir rol üstlenmeyi hedefliyor. Bu kapsamda Pakistan ve Türkiye gibi askeri kapasitesi yüksek ülkelerin pakt içinde yer alması, Suudi Arabistan'ın hem İran'a karşı denge politikası hem de ABD'ye olan bağımlılığını azaltma çabasıyla örtüşüyor.
Pakistan'ın bu paktaki rolü, özellikle nükleer kapasitesi ve geniş askeri deneyimi nedeniyle kritik. İslamabad yönetimi, Suudi Arabistan ile uzun yıllara dayanan savunma işbirliğine sahip. Pakistan ordusu, Suudi Arabistan'a askeri eğitim ve danışmanlık sağlarken, aynı zamanda Körfez'deki güvenlik mimarisinde kilit bir aktör olarak konumlanıyor. Öte yandan Türkiye, son yıllarda Körfez ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme sürecinde önemli adımlar attı. 2021 sonrası başlayan yumuşama dönemi, Türkiye'nin Suudi Arabistan ve BAE ile ekonomik ve savunma alanındaki işbirliğini artırmasını sağladı. Türk savunma sanayii ürünleri, Körfez ülkelerinde ilgi görüyor; insansız hava araçları (İHA) ve diğer askeri teknolojiler, bölgesel güvenlik ihtiyaçlarına cevap veriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Mekke Paktı'nın aktifleştirilmesi, yalnızca İslam dünyası içinde değil, küresel güç dengeleri açısından da önemli sonuçlar doğuracak. ABD'nin bölgeden kısmen çekilme eğilimi, özellikle Afganistan'dan çekilme sonrası dönemde belirginleşti. Bu boşlukta, bölgesel güçler kendi güvenlik mekanizmalarını kurma arayışına girdi. Suudi Arabistan, BAE, Pakistan ve Türkiye gibi ülkelerin oluşturduğu bu yapı, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi ile de paralel ilerliyor. Çin, bölgedeki ekonomik yatırımlarını artırırken, güvenlik alanında ise dolaylı olarak bu tür ittifakları destekliyor.
İran, paktın en büyük endişe kaynağı. Tahran yönetimi, kendisine karşı oluşturulan bu blokun, bölgesel nüfuzunu sınırlayacağını düşünüyor. Yemen'deki Husiler üzerinden yürüttüğü vekalet savaşı, Suudi Arabistan ile doğrudan karşı karşıya gelmesine neden oluyor. Pakistan ve Türkiye'nin bu paktaki varlığı, İran'ın manevra alanını daraltabilir. Ancak her iki ülkenin de İran ile diplomatik ilişkilerini tamamen koparması beklenmiyor. Türkiye, İran ile karmaşık bir ilişki ağına sahip; hem ekonomik bağımlılık hem de Suriye ve Irak'taki rekabet dengeleri, Ankara'nın Tahran'a karşı temkinli bir politika izlemesini gerektiriyor.
Paktın ekonomik ayağı da önemli. Suudi Arabistan, Pakistan'a yönelik ekonomik yardımlarını artırarak İslamabad'ın IMF ile olan zorlu müzakerelerinde elini güçlendirebilir. Türkiye ise Körfez sermayesini çekmeye devam ediyor; 2023'te Suudi Arabistan ile imzalanan yatırım anlaşmaları, Türkiye ekonomisi için kritik bir kaynak oluşturdu. Mekke Paktı çerçevesinde yapılacak savunma sanayii işbirlikleri, Türk firmaları için yeni pazarlar anlamına geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye için Mekke Paktı, hem fırsat hem de risk içeriyor. Savunma sanayii ihracatı ve Körfez yatırımları açısından önemli bir kapı aralayan pakt, Ankara'nın bölgesel güvenlik mimarisinde daha aktif bir rol üstlenmesini sağlayabilir. Ancak İran ile denge politikası ve Batı ile ilişkilerde olası gerilimler dikkate alınmalı. Türkiye'nin pakt içindeki konumu, aynı zamanda NATO üyeliğiyle çelişmeden yürütülmeli. Özellikle ABD'nin bu yapıya mesafeli duruşu, Ankara'nın manevra alanını şekillendirecek. Ekonomik kazanımlar, siyasi riskleri dengeleyebilir; fakat Türkiye'nin önceliği, bölgesel istikrarı bozmadan kendi güvenlik ve çıkarlarını korumak olmalı.