ABD öncülüğünde yürütülen bir plan kapsamında İsrail, işgal altında tuttuğu bazı Lübnan topraklarının kontrolünü kademeli olarak Lübnan hükümetine devretmeye başladı. Bunun ilk somut adımı olarak, savaş sırasında İsrail askerlerinin fiilen girmediği ancak 'güvenlik bölgesi' olarak tanımlanan yaklaşık iki düzine köy, 'pilot bölge' ilan edildi. Bu köyler, İsrail'in çekilmesinin ardından Lübnan ordusu ve Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü'nün (UNIFIL) denetimine bırakılıyor. Bölge sakinleri, evlerine dönüş hazırlıklarına başlamış durumda.
Anlaşmanın Arka Planı ve Uygulama Süreci
İsrail ile Lübnan arasında uzun yıllardır devam eden sınır anlaşmazlığı, 2006'daki savaşın ardından da çözüme kavuşmamıştı. ABD'nin arabuluculuğunda yürütülen müzakereler sonucunda varılan anlaşma, İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki bazı stratejik noktalardan çekilmesini ve bu bölgelerin Lübnan egemenliğine devredilmesini öngörüyor. Pilot bölge olarak belirlenen köyler, İsrail'in kontrolü altında olmasına rağmen fiilen asker bulundurmadığı yerler. Bu köylerin Lübnan yönetimine bırakılması, anlaşmanın ilk aşamasını oluşturuyor.
BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı çerçevesinde yürütülen süreçte, Lübnan ordusu bölgeye konuşlanarak güvenliği sağlayacak. UNIFIL de ateşkesin korunması ve anlaşmanın uygulanmasını denetleyecek. Köylere dönüşlerin kontrollü bir şekilde yapılması planlanırken, Lübnan hükümeti altyapı ve temel hizmetlerin yeniden tesis edilmesi için çalışma başlattı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişme, İsrail-Lübnan sınırında istikrarın sağlanmasına yönelik önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Uzun yıllardır devam eden gerilim ve çatışmaların sona ermesi, Doğu Akdeniz'de enerji keşifleri ve ticaret yollarının güvenliği açısından da kritik önem taşıyor. Bölgede İran'ın Lübnan'daki Hizbullah üzerinden nüfuz mücadelesi verdiği bir ortamda, Lübnan devletinin meşruiyetini ve egemenliğini pekiştiren bu adım, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini de etkileyecek. ABD'nin arabuluculuk rolü, Washington'un Doğu Akdeniz'deki stratejik çıkarlarını koruma çabası olarak okunuyor.
Öte yandan, anlaşmanın tüm taraflarca tam olarak uygulanması halinde, İsrail-Lübnan arasında kalıcı bir barış anlaşmasının önünü açabileceği belirtiliyor. Ancak Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve sınır güvenliği gibi konular, sürecin en hassas noktalarını oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'ın toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin korunmasından yana bir politika izliyor. İsrail ile Lübnan arasında sağlanacak istikrar, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin de dahil olduğu enerji ve deniz yetki alanı tartışmalarını olumlu etkileyebilir. Bu gelişme, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu artırma çabalarıyla da örtüşüyor. Ancak sürecin kalıcı olması, Hizbullah'ın durumu ve İran'ın bölgesel rolüne bağlı. Türkiye, hem Lübnan'ın istikrarı hem de kendi güvenlik çıkarları açısından gelişmeleri yakından takip ediyor.