GlobalMercek
Telegram
⚠ EDİTÖRYEL NOT

Bu platform, başta Batı medyası olmak üzere küresel ana akım haber kaynaklarını çeviri yoluyla Türk okuyucuya sunmaktadır. Amacımız bu haberlerin önemli bir bölümünün ne denli taraflı, çifte standartlı ve manipülatif olduğunu açığa çıkarmaktır. Batı medyasının kendi çıkarlarına göre şekillendirdiği bu içerikleri eleştirel bir bakışla okumanızı tavsiye ederiz.

DÜNYA GÜNDEMİ
Orta Doğu

Lübnan'ın Geleceği Yoksa Bölgenin de Yok

✍️ GlobalMercek 📖 3 dk okuma
Lübnan'ın Geleceği Yoksa Bölgenin de Yok
🌙
📡 Alternatif/Bölgesel Medya
Kaynak perspektifi: Pro-Filistin Ortadoğu Medyası
🌙 Pro-Filistin Ortadoğu Medyası
Çeviri Kaynağı
Middleeastmonitor — Bu haber, Middleeastmonitor'da yayımlanan haberin Türkçe çevirisidir.
Orijinal Habere Git

İsrail tanklarının ilk kez Güney Lübnan'a girdiği 1978'den neredeyse yarım yüzyıl sonra, bölge üzerinde rahatsız edici bir soru dolaşıyor: Aynı askeri strateji, kaç kez başarısız olduktan sonra siyasi bir çıkmaz olarak kabul edilecek? 1978'deki Litani Operasyonu'ndan 1982 işgaline, 2006 savaşından bugünkü çatışmalara kadar, İsrail'in 'terör örgütlerini yok etme' hedefiyle başlattığı her harekat, kısa vadeli taktik başarılar elde etse de, uzun vadede sorunu çözmek bir yana, daha da derinleştirdi. Şimdi, Hizbullah'ın İsrail'e yönelik artan roket saldırıları ve sınırda tırmanan gerilim, eski senaryonun yeni bir perdesi olarak karşımızda duruyor. Bu döngü, sadece Lübnan'ın değil, tüm Ortadoğu'nun istikrarını tehdit ediyor.

Askeri Başarısızlığın Tarihsel Döngüsü

İsrail'in Güney Lübnan'a yönelik ilk büyük kara harekatı olan Litani Operasyonu (1978), Filistinli militanların İsrail'e yönelik saldırılarını durdurmayı hedefliyordu. Ancak operasyon, bölgede Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasına rağmen, İsrail'in kuzey sınırına kalıcı güvenlik getirmedi. 1982 işgali ise Lübnan'ı yıllar süren bir iç savaşa sürükledi ve işgalin asıl hedefi olan Filistin Kurtuluş Örgütü'nü bölgeden uzaklaştırmak, yerine İran destekli Hizbullah'ın doğmasına neden oldu. 2006'da Hizbullah'la yapılan savaş, İsrail'in askeri üstünlüğüne rağmen, Hizbullah'ın roket kapasitesini artırmasını engelleyemedi. Bugün gelinen noktada, İsrail'in aynı stratejiyi tekrarlaması, ancak Hizbullah'ın daha güçlü ve daha geniş bir siyasi tabana sahip olması, döngünün kırılamadığını gösteriyor.

Her yeni harekat, İsrail'in askeri caydırıcılığını zayıflatırken, Lübnan'da devlet otoritesinin erozyonuna ve ekonomik çöküşe katkıda bulunuyor. Beyrut Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi'ne göre, 2019'dan bu yana süren ekonomik kriz, Lübnan halkının yüzde 80'inden fazlasını yoksulluk sınırının altına itti. Bu koşullar altında, askeri stratejilerin sivil halk üzerindeki yıkıcı etkisi, bölgede radikalleşmeyi körüklemekten başka bir işe yaramıyor.

Bölgesel Güvenlik Dengelemesi ve İran Faktörü

Lübnan'daki krizin bölgesel boyutu, İran'ın 'direniş ağı' içinde Hizbullah'ın oynadığı kilit role dayanıyor. İran, Hizbullah üzerinden İsrail'e karşı bir caydırıcılık unsuru oluştururken, Suriye iç savaşı sırasında Hizbullah'ın kazandığı savaş tecrübesi, onu geleneksel bir askeri güce dönüştürdü. İsrail'in bu gerçeği görmezden gelerek aynı askeri reçeteyi uygulaması, savaşı daha geniş bir bölgesel çatışmaya dönüştürme riski taşıyor. ABD'nin arabuluculuk çabaları ise sonuçsuz kalırken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararının uygulanamaması, uluslararası toplumun Lübnan konusundaki acziyetini ortaya koyuyor.

Lübnanlı siyasi analistler, İsrail'in savaş hedeflerinin 'Lübnan'ı bir daha asla İsrail için bir tehdit kaynağı haline gelmeyecek şekilde yeniden şekillendirmek' olduğunu belirtiyor. Ancak bu hedef, Hizbullah'ı yok etmeyi veya en azından silahsızlandırmayı gerektiriyor. Hâlbuki Hizbullah, hem askeri hem de siyasi olarak Lübnan'ın en örgütlü gücü konumunda. Silahsızlandırılması, ancak Lübnan devletinin tüm ülke üzerinde egemenlik kurmasıyla mümkün olabilir ki, bu da mevcut siyasi kriz ve ekonomik çöküş ortamında hayalden öte değil.

Türkiye Açısından Değerlendirme

Lübnan'daki istikrarsızlık, Türkiye için Doğu Akdeniz'de dengeleri etkileyen kritik bir gelişme. Hizbullah-İsrail çatışması, Türkiye'nin enerji arama faaliyetlerini yürüttüğü Doğu Akdeniz'de güvenlik risklerini artırabilir. Ayrıca, İsrail-Türkiye ilişkilerinin normalleşme sürecinde, Lübnan krizi iki ülke arasında yeni bir gerilim kaynağı oluşturabilir. Bölgesel ölçekte, İkinci bir Lübnan işgali veya geniş çaplı bir çatışma, Suriye ve Irak'taki güç dengelerini de altüst ederek Türkiye'nin sınır güvenliğini tehdit edebilir. Ankara'nın, Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği nezdinde diplomatik girişimleri artırması, hem Lübnan'ın toprak bütünlüğünün korunması hem de bölgesel barış için hayati önem taşıyor. Türkiye'nin, askeri çözümlerin tıkandığı bu noktada, siyasi diyaloğu teşvik eden rolü, kendi ulusal çıkarları açısından da stratejik bir zorunluluk.

Etiketler:
LübnanİsrailHizbullahOrta Doğuaskeri stratejigüvenlikTürkiye dış politikası

İlgili Haberler

Ermenistan Seçimleri: Batı-Rusya Rekabetinde Kritik Viraj
Orta Doğu

Ermenistan Seçimleri: Batı-Rusya Rekabetinde Kritik Viraj

2 dk önce

Hintli denizciler Türkiye açıklarında mahsur kaldı
Orta Doğu

Hintli denizciler Türkiye açıklarında mahsur kaldı

8 dk önce

Lübnan Cumhurbaşkanı: İran, Lübnan'ı ABD'ye karşı pazarlık kozu olarak kullanıyor
Orta Doğu

Lübnan Cumhurbaşkanı: İran, Lübnan'ı ABD'ye karşı pazarlık kozu olarak kullanıyor

9 dk önce

Gazze’de balıkçılar kapı çerçeveleriyle teknelerini yamuyor
Orta Doğu

Gazze’de balıkçılar kapı çerçeveleriyle teknelerini yamuyor

9 dk önce