Lübnan'da dört aydır süren İsrail-Hizbullah çatışmalarında ateşkes umutlarının artmasıyla birlikte, yerlerinden edilmiş yüz binlerce Lübnanlı güneydeki evlerine dönmeye başladı. Hükümet kaynaklarına göre, çatışmaların başladığı Mart ayından bu yana evlerini terk etmek zorunda kalan yaklaşık 400 bin kişi, güvenlik koşullarının kısmen iyileşmesiyle birlikte geri döndü. Lübnanlı bir bakan, önümüzdeki hafta bu sayının daha da artmasını beklediklerini açıkladı. Ancak, mayın tehlikesi ve altyapı hasarı nedeniyle hâlâ geri dönemeyen on binlerce kişi bulunuyor.
Çatışmaların seyri ve insani kriz
İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalar, uzun süredir gergin olan sınır hattında Mart ayında başlamıştı. İsrail ordusunun hava saldırıları ve topçu atışları, özellikle Güney Lübnan'da büyük yıkıma yol açtı. Hizbullah'ın roket saldırıları ise İsrail'in kuzeyinde sivil kayıplara neden oldu. Birleşmiş Milletler verilerine göre, çatışmalar Lübnan'da 1,2 milyondan fazla kişiyi doğrudan etkiledi ve 800 binden fazla kişi yerinden edildi. Beyrut başta olmak üzere büyük şehirler, göç dalgasıyla başa çıkmakta zorlanırken, Birleşmiş Milletler ve diğer yardım kuruluşları acil insani yardım çağrılarını yineledi.
Geri dönüşlerin başlamasında, son haftalarda taraflar arasında dolaylı müzakerelerin yoğunlaşması etkili oldu. Mısır ve Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerde, sınır bölgelerinde ateşkesin sağlanması ve esir takası konularında ilerleme kaydedildiği bildiriliyor. Ancak, henüz resmi bir ateşkes anlaşması imzalanmış değil ve çatışmaların tamamen durduğu söylenemez.
Bölgesel ve küresel boyut
Lübnan'daki çatışmalar, Ortadoğu'nun zaten kırılgan olan dengelerini daha da sarsmış durumda. İsrail-Hizbullah gerilimi, İran'ın bölgesel nüfuzu ve ABD'nin İsrail'e verdiği destek gibi faktörlerle yakından ilişkili. ABD ve Fransa, krizi sonlandırmak için diplomatik çabalarını artırırken, Rusya da Suriye üzerinden Hizbullah'la temaslarını sürdürüyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 1701 sayılı kararının uygulanmasını talep etse de, kararın getirdiği silahsızlanma ve sınır güvenliği maddeleri hayata geçirilebilmiş değil.
Çatışmaların ekonomik maliyeti de büyük. Lübnan, 2019'dan bu yana süren ekonomik krizle boğuşurken, savaş hasarı ve turizm gelirlerindeki düşüş ülkeyi daha da zor durumda bıraktı. Dünya Bankası, savaşın Lübnan'a maliyetinin 10 milyar doları bulabileceğini tahmin ediyor. Öte yandan, İsrail de kuzey bölgelerinde güvenlik kaygılarıyla ekonomik faaliyetlerini yeniden düzenlemek zorunda kaldı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Bölgede istikrarın sağlanması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikası ve Suriye krizine yönelik çözüm arayışları açısından kritik öneme sahip. Türkiye, daha önce Lübnan'daki insani krize yardım göndermiş ve siyasi diyalog kanallarını açık tutmuştu. Çatışmaların yayılması, Türkiye'nin güney sınırında yeni bir güvenlik tehdidi oluşturabilir ve Suriye'deki dengeleri değiştirebilir. Ayrıca, Lübnan'daki Türk okulları ve iş insanları da bu süreçten olumsuz etkileniyor. Türkiye'nin arabuluculuk rolü üstlenmesi, bölgesel nüfuzunu artırabileceği gibi, mevcut gerginliklerde tarafsız kalması gereken hassas bir dengeyi de gerektiriyor.