ABD Yüksek Mahkemesi, eski Başkan Donald Trump'ın doğum yoluyla vatandaşlık hakkını sınırlayan yürütme kararnamesini anayasaya aykırı bularak iptal etti. Mahkeme, 14. Anayasa Değişikliği'nin "Amerika Birleşik Devletleri'nde doğan veya vatandaşlığa kabul edilen ve bu ülkenin yargı yetkisine tabi olan herkesin, Birleşik Devletler'in ve ikamet ettikleri eyaletin vatandaşı olduğunu" belirten hükmünü hatırlatarak, Trump'ın kararnamesinin bu anayasal güvenceyi ihlal ettiğine hükmetti. Karar, ABD'de doğan her çocuğun otomatik olarak vatandaşlık kazanmasını sağlayan 150 yıllık uygulamayı teyit ediyor.
Kararnamenin içeriği ve hukuki süreç
Trump, 2025 yılında imzaladığı yürütme kararnamesiyle, ABD'de doğan ancak ebeveynlerinden en az birinin yasal ikametgahı veya vatandaşlığı bulunmayan çocukların vatandaşlık hakkını kısıtlamayı hedeflemişti. Kararname, özellikle belgesiz göçmenlerin ve geçici vize sahiplerinin çocuklarının vatandaşlık başvurularının reddedilmesini öngörüyordu. Bu durum, ülkede yaklaşık 4 milyon kişiyi etkileyebilecek bir düzenlemeydi.
Kararnameye karşı açılan davalarda alt mahkemeler, düzenlemeyi geçici olarak durdurmuş ve Yüksek Mahkeme'ye taşımıştı. Mahkeme, yaptığı incelemede, 14. Değişiklik'in kapsamının Kongre tarafından belirlenebileceğini ancak başkanlık kararnamesiyle daraltılamayacağını vurguladı. Mahkeme Başyargıcı John Roberts, kaleme aldığı çoğunluk görüşünde, "Anayasa'nın açık hükmü, doğum yoluyla vatandaşlığın asli bir hak olduğunu belirtir. Başkanın bu hakkı tek taraflı olarak sınırlama yetkisi yoktur" ifadelerini kullandı.
Kararın küresel ve bölgesel yansımaları
Bu karar, yalnızca ABD iç hukuku açısından değil, uluslararası göç politikaları bakımından da önemli bir emsal teşkil ediyor. Dünyada doğum yoluyla vatandaşlık tanıyan ülkeler arasında Kanada, Brezilya ve Arjantin gibi ülkeler bulunuyor. Trump'ın kararnamesi, ABD'yi bu uygulamayı sona erdiren ilk büyük ülke yapma potansiyeli taşıyordu. Ancak Yüksek Mahkeme'nin müdahalesi, ABD'nin bu alandaki geleneksel duruşunu korudu.
Uzmanlar, kararın özellikle Latin Amerika ve Asya'dan gelen göçmen aileler üzerinde rahatlatıcı bir etki yaratacağını belirtiyor. Öte yandan, kararnameyi destekleyen Cumhuriyetçi çevreler, kararı "anayasal yorumun yanlış yapılması" olarak eleştirirken, Demokratlar ve sivil toplum kuruluşları "insan hakları adına tarihi bir zafer" olarak nitelendirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Her ne kadar bu karar doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel göç politikaları ve uluslararası hukuk açısından önemli bir referans noktası oluşturuyor. Türkiye, vatandaşlık konusunda farklı bir sisteme sahip olmakla birlikte, ABD'de yaşayan Türk kökenli aileler ve çifte vatandaşlık sahibi bireyler için bu karar, çocuklarının hukuki statüsü açısından güvence sağlıyor. Ayrıca, kararın ABD'nin uluslararası imajını ve yumuşak gücünü koruma açısından da etkili olduğu değerlendirilebilir. Türk dış politikası açısından, bu tür anayasal tartışmaların, ülkelerin iç dinamiklerinin küresel normlarla uyumu bağlamında izlenmesinde yarar görülüyor.