Suriye’de 2011’de başlayan halk ayaklanması, özgürlük ve adalet talebiyle Beşşar Esad’ın polis devletini yıkmak için başlatılmıştı. Ancak yedi yıllık iç savaşın ardından, devrimin hedeflerine ulaşıp ulaşmadığı tartışmalı. Son günlerde Şam’da bulunan yedi tabut ve işkence odalarının sessizliği, ürkütücü bir gerçeği ortaya koyuyor: Esad döneminin kanlı zindanları, yeni yönetim altında sadece yeniden markalanmış gibi görünüyor. Suriye’nin yeni cumhurbaşkanı, selefinden farklı bir söylem benimsiyor; ancak uygulamalar, aynı baskıcı mekanizmaların daha modern ve şirketleşmiş bir versiyonunu işaret ediyor.
Gelişmenin Arka Planı: Esad Rejiminin Mirası
Esad ailesinin 50 yıllık iktidarı boyunca Suriye, en karanlık dönemlerinden birini yaşadı. İşkence, keyfi tutuklamalar ve zorla kaybetmeler rejimin temel araçlarıydı. Ünlü Sednaya Hapishanesi, bu vahşetin sembolü haline geldi. Devrim, bu sistemi yıkmak için başlatıldı. Ancak savaşın sonunda, rejim değişmedi; aksine, Esad’ın müttefikleri sayesinde ayakta kaldı. Şimdi ise yeni yönetim, eski rejimin bürokratik ve güvenlik aygıtlarını devraldı. “Yedi tabut” olarak bilinen olay, bu hafta Şam’da bir toplu mezardan çıkarılan cesetleri ifade ediyor. Bu cesetlerin, rejim karşıtı aktivistlere ait olduğu düşünülüyor. Olay, yeni yönetimin “insan hakları” söylemiyle çelişiyor. Uzmanlar, bu durumun Suriye’de geçmişle hesaplaşma olmadan bir geçişin mümkün olmadığını gösterdiğini belirtiyor.
Yeni cumhurbaşkanı, ekonomik reform vaatleriyle gelmişti. Ancak güvenlik güçleri, eski rejim dönemindeki gibi keyfi operasyonlar düzenliyor. Yedi tabut vakası, bu operasyonların bir sonucu olarak ortaya çıktı. Yönetim, olayı “münferit” olarak nitelendirse de, muhalifler bu durumun sistematik olduğunu iddia ediyor. Suriye İnsan Hakları Ağı’na göre, son altı ayda en az 200 kişi güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınırken işkence gördü. Bu rakamlar, Esad dönemindeki gibi karanlık bir tablo çiziyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suriye’deki bu gelişmeler, sadece iç dinamikleri değil, bölgesel güç dengelerini de etkiliyor. İran ve Rusya, Esad sonrası dönemde nüfuzlarını korumak için yeni yönetimle iş birliğini sürdürüyor. Bu durum, Türkiye’nin kuzey Suriye’deki varlığı ve PKK/YPG ile mücadelesi açısından kritik. Yeni rejimin otoriter eğilimleri, Batı’nın Suriye’ye yönelik yaptırımlarını hafifletme ihtimalini zayıflatıyor. ABD ve Avrupa Birliği, insan hakları konusunda endişelerini dile getiriyor, ancak somut adım atmaktan kaçınıyor. Bu belirsizlik, Suriye’nin yeniden inşası sürecini daha da karmaşık hale getiriyor. Yedi tabut olayı, uluslararası toplumun Suriye’deki “istikrar” söyleminin sorgulanmasına yol açtı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suriye’de istikrar hedeflerken, bu gelişmeler doğrudan güvenliğini ilgilendiriyor. Yeni rejimin otoriter yapısı, Türkiye’nin kuzey Suriye’de oluşturmaya çalıştığı güvenli bölgeyi tehdit edebilir. Ayrıca, işkence ve insan hakları ihlallerinin yeniden başlaması, yeni bir göç dalgası riskini artırıyor. Türkiye, sınır güvenliği ve mülteci politikası açısından bu duruma karşı hazırlıklı olmalı. Diplomatik düzeyde, Ankara’nın insan hakları vurgusu samimiyetini sorgulatabilir; çünkü Türkiye, Esad sonrası dönemde bazı gruplarla iş birliği yapmıştı. Bu nedenle, Türkiye’nin hem insani hem de güvenlik endişelerini dengeleyen bir politika izlemesi gerekiyor.