Lübnan Sağlık Bakanlığı, ülkede son haftalarda yoğunlaşan İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısının 4 bin 321'e yükseldiğini açıkladı. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, çoğu sivil olmak üzere toplam can kaybının 4 bin 321 olduğu, yaralı sayısının ise 12 bin 500'ü aştığı belirtildi. Saldırılarda özellikle Lübnan'ın güney bölgeleri ve başkent Beyrut'un güneyindeki Hizbullah kontrolündeki Dahiye bölgesi yoğun bombardımana maruz kalıyor. Birleşmiş Milletler, Lübnan'da yaklaşık 1.2 milyon kişinin yerinden edildiğini ve insani durumun her geçen gün kötüleştiğini rapor etti.
Çatışmaların arka planı ve tırmanan gerginlik
Lübnan'daki mevcut çatışma, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısıyla başlayan Gazze savaşının bölgesel bir yansıması olarak ortaya çıktı. İran destekli Hizbullah, savaşın hemen ardından İsrail'in kuzey sınırında açtığı cepheyle Gazze'ye destek vermeye başladı. Aradan geçen 10 ay boyunca sınırlı düzeyde devam eden çatışmalar, Eylül 2024'te İsrail'in Lübnan'a yönelik kapsamlı operasyonuyla yeni bir boyut kazandı. İsrail, Hizbullah'ın roket saldırılarını durdurmak ve sınırdaki yerleşimlerine güvenliği sağlamak için kara harekâtına başladığını duyurdu. İsrail ordusu, Hizbullah'ın altyapısını hedef aldığı saldırılarda Balbek, Sur, Sayda ve Beyrut gibi büyük şehirleri vurdu. Saldırılarda Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ve üst düzey komutanların öldürülmesi, örgütü zor durumda bıraktı. Ancak Hizbullah, roket ve insansız hava araçlarıyla kuzey İsrail'e saldırılarını sürdürüyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, çatışmaların sivil altyapıya ağır hasar verdiğini, hastanelerin yetersiz kaldığını ve su-elektrik şebekelerinin büyük ölçüde tahrip olduğunu bildirdi.
Bölgesel ve uluslararası boyutu
Lübnan'daki savaş, sadece iki ülke arasında değil, bölgesel bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor. İran, Hizbullah'a verdiği askeri ve mali desteğe rağmen, tam ölçekli bir savaşa girmekten kaçınıyor. Buna karşılık ABD, savaşın yayılmasını engellemek için hem İsrail'i hem de İran'ı sakinleştirmeye çalışıyor. Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri, ateşkes ve diplomatik çözüm için çaba harcıyor. Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL), Lübnan'ın güneyindeki barış gücü varlığını sürdürmeye çalışıyor ancak taraflar arasındaki ateşkes ihlalleri misyonu zorlaştırıyor. Suriye'ye sığınan Lübnanlıların sayısı artarken, Kıbrıs ve Yunanistan da olası bir mülteci akınına karşı tedbir alıyor. Enerji piyasaları ise Doğu Akdeniz'deki gerginlikten etkileniyor; doğalgaz fiyatlarında kısa süreli dalgalanmalar yaşanıyor. Uzmanlar, çatışmaların sürmesi halinde Lübnan'ın zaten kırılgan olan ekonomisinin tamamen çökebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'daki çatışmayı hem insani hem de güvenlik boyutlarıyla yakından takip ediyor. Ankara, savaşın bölgeye yayılmasını engellemek için diplomatik girişimlerde bulunurken, Lübnan'da yaşayan yaklaşık 10 bin Türk vatandaşının tahliyesi için hazırlık yapıyor. Türkiye, Doğu Akdeniz'de enerji güvenliği açısından istikrarlı bir Lübnan'ı tercih ediyor; çatışma ortamı, Doğu Akdeniz gazının Avrupa'ya taşınması projelerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Suriye'deki iç savaştan kaçan mültecilere ev sahipliği yapan Türkiye, Lübnan'dan yeni bir mülteci dalgası riskini değerlendiriyor. Sınır güvenliği ve terörle mücadele bağlamında, Türkiye PKK/YPG'nin çatışma ortamından faydalanmasına karşı tedbirlerini artırdı. Sonuç olarak, Lübnan'daki istikrarsızlık Türkiye için sadece bölgesel bir kriz değil aynı zamanda doğrudan güvenlik, enerji ve insani meseleleri etkileyen bir gelişme olarak öne çıkıyor.