Lübnan Sağlık Bakanlığı, 25 Ekim 2024 Cuma günü ülke genelinde düzenlenen saldırılarda 83 kişinin daha hayatını kaybetmesiyle birlikte, 7 Ekim 2023'ten bu yana yaşanan can kaybının 4 bin 83'e yükseldiğini duyurdu. Bakanlık, aynı dönemde 16 bin 897 kişinin yaralandığını bildirdi. Son 24 saatte ise 157 yaralı kaydedildi.
Artan insani kriz ve yerinden edilme
Lübnan, İsrail'in Hizbullah hedeflerine yönelik hava saldırılarının yoğunlaşmasıyla birlikte sivil kayıpların arttığına tanıklık ediyor. Saldırılar özellikle güney bölgeleri, Bekaa Vadisi ve Beyrut'un güney varoşlarını hedef alıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), çatışmalardan kaçan Lübnanlıların sayısının 1,2 milyona ulaştığını, bunun da ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 20'sine denk geldiğini belirtiyor.
BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), sağlık tesislerinin kapasitesinin zorlandığını, 100'den fazla sağlık kuruluşunun saldırılar nedeniyle hizmet dışı kaldığını aktardı. Ayrıca gıda, su ve ilaç stoklarının kritik seviyelere düştüğü ifade ediliyor.
Bölgesel gerilimin yansımaları
Bu çatışma, Gazze'deki savaşın bölgesel bir boyut kazanmasıyla eş zamanlı olarak gelişiyor. Hizbullah, 8 Ekim 2023'ten itibaren İsrail'e yönelik sınır ötesi saldırılarını artırmış, İsrail de hava saldırılarıyla karşılık vermişti. Diplomatik çabaların yetersiz kalması, tırmanışın önüne geçemiyor. ABD ve Fransa arabuluculuk girişimlerinde bulunsa da taraflar arasında ateşkes sağlanamadı. İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde kara harekâtına hazırlık sinyalleri verirken, Hizbullah da roket menzilini genişleterek Hayfa ve Tel Aviv çevresini hedef alabileceğini duyurdu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki bu insani kriz, Türkiye’nin bölgesel istikrar politikalarını doğrudan etkilemektedir. Suriye krizinden bu yana büyük bir göç tecrübesine sahip olan Türkiye, bölgesel çatışmaların yeni bir mülteci dalgası yaratmasından endişe duymaktadır. Ayrıca Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliği ve deniz yetki alanlarının sınırlandırılması müzakerelerinde Lübnan'ın istikrarı önem taşımaktadır. Türkiye, taraflara itidal çağrısı yaparken, insani yardım koridorlarının açılması için uluslararası platformlarda girişimlerini sürdürmektedir. Bu kriz, Türk dış politikasının çok boyutlu kriz yönetimi kapasitesini bir kez daha sınamaktadır.