Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, İsrail ile sağlanması muhtemel bir 'küresel ateşkes' anlaşması durumunda Hizbullah’ın bu taahhüde bağlı kalacağını garanti edebileceğini söyledi. Berri’nin bu açıklaması, Lübnan ile İsrail arasında yıllardır süren gerginliğin ardından ateşkes müzakerelerine ilişkin en somut diplomatik sinyallerden biri olarak değerlendiriliyor. Berri, söz konusu garantiyi uluslararası arabuluculara sunduğunu ve Hizbullah’ın da bu çerçevede hareket etmeye hazır olduğunu ifade etti. Ancak anlaşmanın, İsrail’in Lübnan topraklarındaki işgaline ve Gazze’deki çatışmalara dair kapsamlı bir çözümü de içermesi gerektiğini vurguladı.
Gelişmenin arka planı
Nebih Berri, Lübnan’da Şii toplumunun önde gelen siyasi figürlerinden biri ve Hizbullah’a yakınlığıyla biliniyor. Berri’nin bu çıkışı, Lübnan’ın iç siyasi krizinin derinleştiği ve ekonomik çöküşün devam ettiği bir döneme denk geliyor. Hizbullah, İsrail ile 2006 savaşından bu yana sınırda düşük yoğunluklu çatışmaları sürdürüyor. Son aylarda, Gazze’deki savaşın etkisiyle Lübnan-İsrail sınırında tansiyon yükseldi; Hizbullah’ın Filistinli gruplara destek amacıyla İsrail hedeflerine saldırılar düzenlediği bildiriliyor. Berri’nin 'küresel ateşkes' vurgusu, Birleşmiş Milletler ve ABD öncülüğünde yürütülen müzakerelere işaret ediyor. Müzakerelerin, sadece sınır anlaşmazlıklarını değil, aynı zamanda Lübnan’ın egemenliği ve İsrail’in deniz sınırlarındaki iddialarını da kapsaması bekleniyor.
Hizbullah, İran’ın bölgedeki en önemli müttefiki olarak görülüyor. Örgütün ateşkese ikna olup olmayacağı, Tahran’ın bölgesel stratejisine bağlı. Berri’nin garantörlük teklifi, Hizbullah’ın ateşkese yeşil ışık yakması halinde Lübnan devleti ile örgüt arasındaki koordinasyonun arttığını gösteriyor. Ancak İsrail tarafından henüz resmi bir yanıt gelmedi; Tel Aviv’in, Hizbullah’ın güneydeki varlığını sınırlamayan bir ateşkesi kabul etmeyeceği yorumları yapılıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Lübnan-İsrail ateşkesi, Orta Doğu’daki dengeleri derinden etkileyebilir. Gazze savaşı, İran’ın vekil güçleri aracılığıyla İsrail’e karşı yürüttüğü mücadelede yeni bir cephe açılmasına yol açtı. Hizbullah’ın ateşkese dahil olması, İran’ın bölgedeki nüfuzunu sınırlama çabalarına darbe vurabilir. ABD ve Avrupa Birliği, Lübnan’ın istikrarını korumak için ateşkese destek veriyor; ancak İsrail’in güvenlik kaygıları ve Hizbullah’ın silahsızlanması gibi konularda uzlaşı sağlamak zor görünüyor. Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, Hizbullah’ın bölgesel faaliyetlerini engellemek için diplomatik yolları tercih ediyor. Berri’nin önerisi, BM 1701 sayılı kararının yeniden canlandırılmasını hedefliyor; bu karar, Hizbullah’ın Litani Nehri’nin güneyine asker konuşlandırmasını yasaklıyor.
Ateşkes müzakerelerinin başarısızlığı, bölgede silahlı çatışmaların daha da yayılmasına yol açabilir. İsrail, Hizbullah’ın füze kapasitesini hedef alan bir askeri operasyonu düşünebilir. Bu durumda Lübnan’ın kırılgan altyapısı büyük bir yıkıma uğrayabilir. Uluslararası toplum, Berri’nin açıklamasını olumlu bir adım olarak selamlarken, somut ilerleme için daha fazla güvence bekliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan-İsrail ateşkesi, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, Lübnan’daki siyasi aktörlerle ilişkilerini dengeleyen bir politika izliyor; Hizbullah’ın ateşkese ikna olması, Ankara’nın bölgesel arabuluculuk rolünü güçlendirebilir. Ayrıca, İsrail ile normalleşme sürecinde olan Türkiye, ateşkesin sağlanması halinde enerji işbirliği ve deniz yetki alanları konularında daha rahat hareket edebilir. Ancak Hizbullah’ın silahlı varlığını koruması, Türkiye’nin sınır güvenliği ve Suriye’deki istikrar arayışını karmaşıklaştırabilir. Türkiye, tüm tarafları diyaloğa çağırarak hem Lübnan’ın egemenliğini hem de bölgesel barışı destekleyen bir pozisyon almaktadır.