İsrail’in yoğun hava saldırıları ve tahliye emirleri nedeniyle Lübnan genelinde bir milyondan fazla kişi yerinden edilirken, ülkenin kuzeyindeki bir Maruni manastırı evsiz kalan ailelere kapılarını açtı. Beyrut’un yaklaşık 70 kilometre kuzeyindeki Qnat köyünde bulunan Aziz Anthony Manastırı, savaşın dehşetinden kaçan yüzlerce kişiye geçici barınak sağlıyor. Manastırın başrahibi Peder Antonios, “Çocukları soğukta bırakmayız” diyerek, din veya mezhep ayrımı yapmadan herkese yardım eli uzattıklarını belirtti. Birçok aile, İsrail’in Lübnan’ın güneyi ve Bekaa Vadisi’ndeki hedeflerini vurmasıyla evlerini terk etmek zorunda kalırken, manastır gibi dini kurumlar da insani krizde önemli bir rol üstleniyor.
Yerinden Edilme Krizi ve İnsani Boyut
Birleşmiş Milletler verilerine göre, çatışmaların başlamasından bu yana 1,2 milyon Lübnanlı evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bunlardan yaklaşık 160 bini okullar, camiler ve manastırlar gibi geçici barınma merkezlerine sığınırken, çoğu aile açık havada, yollarda veya akrabalarının yanında kalmaya çalışıyor. İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında şu ana kadar 2 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği bildirilirken, Hizbullah’ın da kuzey İsrail’e roket atışlarıyla karşılık vermesi bölgedeki gerilimi tırmandırıyor.
Aziz Anthony Manastırı, 500’den fazla kişiye kapasitesinin üzerinde hizmet veriyor. Peder Antonios, yardım çalışmalarının başladığı ilk günlerden bu yana gönüllülerin ve bağışçıların desteğiyle sıcak yemek, battaniye ve sağlık malzemesi sağladıklarını ifade ediyor. Mülteciler arasında çoğunluğu kadın ve çocukların oluşturduğu, birçok ailenin ise sadece yanlarına alabildikleri birkaç eşyayla kaçtıkları görülüyor. Savaşın travması, özellikle çocuklarda derin izler bırakırken, manastırda bir kütüphane ve oyun köşesi oluşturularak onların psikolojik destek alması da sağlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Lübnan’daki bu insani kriz, İsrail-Hizbullah çatışmasının dolaylı yansıması olarak bölgede yeni bir göç dalgası yaratıyor. Lübnan’ın zaten kırılgan ekonomisi ve altyapısı, bu büyük nüfus akışını kaldırmakta zorlanıyor. BM ve uluslararası yardım kuruluşları acil 500 milyon dolarlık bir yardım çağrısı yaparken, kriz Suriye’deki savaşın ardından bölgede bir kez daha insani yardım ihtiyacını artırıyor. ABD ve Avrupa Birliği, çatışmanın tırmanmasını önlemek için diplomatik çabalarını sürdürürken, manastır gibi sivil girişimler savaşın ortasında dayanışmanın önemli bir örneği olarak öne çıkıyor.
Lübnan’ın dört bir yanındaki benzer barınma merkezleri, sayıları her geçen gün artan yerinden edilmiş kişilere yetmeye çalışıyor. Peder Antonios, “Savaş ne kadar uzun sürerse, o kadar çok insana yardım etmemiz gerekecek. Ancak umudumuzu kaybetmiyoruz” diyerek, uluslararası toplumun daha fazla desteğe ihtiyaç olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan’daki bu insani kriz, Türkiye’nin bölgesel istikrar ve sınır güvenliği açısından yakından takip etmesi gereken bir gelişmedir. Türkiye, daha önce Suriye’den gelen mülteci akınıyla baş etme deneyimine sahip ve Lübnan’da benzer bir kriz patlak verirse, yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalabilir. Ayrıca Türkiye’nin Lübnan’daki dini azınlıklar, özellikle Maruni toplumu ile tarihsel bağları bulunuyor. Ankara’nın diplomatik kanalları kullanarak çatışmanın yayılmasını engellemeye çalışması ve insani yardım kuruluşları aracılığıyla bölgeye destek sağlaması, hem insani sorumluluk hem de ulusal çıkarlar açısından önem taşımaktadır. Lübnan’daki istikrarsızlığın Doğu Akdeniz’deki güç dengelerini de etkileyebileceği unutulmamalıdır.