Küba'nın turizm sektörü, Amerika Birleşik Devletleri'nin uyguladığı ekonomik yaptırımlar ve etkili petrol ablukasının da etkisiyle tarihinin en derin krizlerinden birini yaşıyor. Küba hükümet yetkilileri, bu yılın ilk yedi ayında ülkeye gelen yabancı turist sayısının geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 58 oranında azaldığını açıkladı. Bu düşüş, turizme bağımlı ada ekonomisinde ciddi bir daralma yaratırken, halkın günlük yaşamını da olumsuz etkiliyor. Özellikle Havana gibi turistik bölgelerde otellerin ve restoranların boş kalması, binlerce çalışanın işsiz kalmasına yol açtı. Yetkililer, düşüşün temel nedenleri arasında ABD yaptırımlarının yanı sıra turistlerin seyahat etme konusunda yaşadığı güvenlik endişelerini de sıralıyor. Küba'nın en büyük gelir kaynağı olan turizm sektörü, ülkenin döviz girdisinin yaklaşık yüzde 10'unu oluşturuyor. Bu nedenle yaşanan daralma, ülkenin ithalat kapasitesini de ciddi şekilde kısıtlıyor. Uzmanlar, bu gidişle Küba ekonomisinin 2024 yılında yüzde 3 ila 5 arasında daralmasının beklendiğini belirtiyor.
ABD yaptırımları ve petrol ablukası
Küba'ya yönelik turizm talebindeki düşüşün arkasında yatan en önemli faktör, ABD'nin 2017'den bu yana artırdığı ekonomik yaptırımlar. Donald Trump döneminde sıkılaştırılan yaptırımlar, Joe Biden yönetimi altında da büyük ölçüde devam etti. ABD, Küba'ya yönelik seyahat kısıtlamalarını artırırken, Amerikan vatandaşlarının adaya gitmesini neredeyse imkansız hale getirdi. Ayrıca ABD'nin Küba'ya petrol sevkiyatını engellemek için uyguladığı abluka, adanın enerji kaynaklarına erişimini ciddi şekilde sınırladı. Küba, petrol ihtiyacının büyük bir kısmını Venezuela, Rusya ve Meksika gibi ülkelerden karşılıyor. Ancak ABD yaptırımları, özellikle Venezuela'dan yapılan sevkiyatları yasa dışı ilan ederek Küba'nın enerji tedarikini baltalıyor. Bunun sonucunda adada sık sık elektrik kesintileri yaşanırken, oteller ve turistik tesisler de bu durumdan olumsuz etkileniyor. Turizm sektörü, aynı zamanda pandemi sonrası toparlanma sürecinde de zorluklar yaşadı. Küba'nın aşı programı başarılı olmasına rağmen, adaya gelen turistlerin karantina uygulamaları ve sınırlı sağlık hizmetleri gibi nedenlerle seyahat etmekten çekindiği belirtiliyor.
Küba'nın ekonomik krizi ve uluslararası boyut
Turizmdeki bu çöküş, Küba'nın zaten kırılgan olan ekonomisini daha da derin bir krize sürükledi. Ülke, pandemi öncesinde yılda yaklaşık 4 milyon turist ağırlarken, bu sayı 2023'te 2,5 milyona, 2024'te ise 1 milyonun altına geriledi. Turizm gelirlerinin düşmesi, Küba'nın döviz rezervlerini eritirken, ithalatı da ciddi şekilde sınırladı. Gıda, ilaç ve temel tüketim mallarında kıtlık yaşanırken, karaborsa fiyatları hızla yükseldi. Küba hükümeti, turist sayısını artırmak için vize kolaylıkları, uçuş bağlantılarının güçlendirilmesi ve yeni otel projeleri gibi önlemler alsa da, bu girişimler ABD yaptırımlarının gölgesinde sınırlı kalıyor. Öte yandan, ABD'nin yaptırımlarına rağmen Rusya, Çin ve Venezuela gibi ülkelerden gelen turistlerde artış gözleniyor. Ancak bu artış, kaybedilen Batılı turist sayısını telafi etmeye yetmiyor. Küba ayrıca, Çin'in Kuşak ve Yol girişimi kapsamında yatırım çekmeye çalışıyor, ancak ABD'nin bu projelere de yaptırım uygulama tehdidi, yatırımcıları caydırıyor. Uzmanlar, Küba'nın turizm sektörünün toparlanmasının, ABD ile ilişkilerin normalleşmesine ve yaptırımların hafifletilmesine bağlı olduğunu vurguluyor. Ancak mevcut siyasi iklimde bu pek olası görünmüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küba'daki turizm çöküşü, Türkiye için doğrudan bir ekonomik tehdit oluşturmasa da, bölgesel ve küresel etkileri açısından önem taşıyor. Türkiye, Küba ile ticari ve diplomatik ilişkilerini geliştirme çabası içinde. Ancak ABD yaptırımları, Türk şirketlerinin Küba pazarına girmesini engelleyebilir. Ayrıca, Küba'daki kriz, Latin Amerika'da siyasi istikrarsızlığı artırarak bölgeden Türkiye'ye yönelebilecek göç dalgalarını tetikleyebilir. Türkiye, aynı zamanda Küba'nın turizm sektöründeki deneyimlerinden ders çıkararak, kendi turizm stratejilerini gözden geçirebilir. Özellikle ABD yaptırımlarına maruz kalan ülkelere yönelik turizm politikalarında esneklik sağlaması açısından bu durum, Türkiye'ye dolaylı da olsa bir referans noktası sunuyor.