Lübnan'daki kronikleşen siyasi ve ekonomik kriz, Hizbullah'ın varlığı ve bölgesel dengeler üzerinden İsrail ile İran arasındaki gerilimi yeniden tırmandırıyor. Tahran ile Washington arasında 2023'te varılan gayriresmî ateşkes, Hizbullah'ın Lübnan'da oynadığı rol ve İran'ın bu örgüte verdiği destek nedeniyle defalarca sınanmış durumda. Özellikle Lübnan'da devlet otoritesinin zayıflaması, Hizbullah'ın askeri kapasitesini artırmasına ve İsrail sınırında yeni bir cephe açılmasına zemin hazırlıyor.
Krizin arka planı: Lübnan'da siyasi tıkanıklık ve Hizbullah'ın yükselişi
Lübnan, 2019 yılından bu yana derin bir ekonomik ve siyasi kriz içinde. Ülke, 2022'de cumhurbaşkanını seçememiş, hükümet kurma süreci defalarca başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu boşluktan en çok faydalanan aktör ise İran destekli Hizbullah oldu. Örgüt, devlet kurumlarının işlemez hale gelmesiyle birlikte kendi bağımsız askeri ve sosyal ağını genişletti. Lübnan'ın güneyinde İsrail sınırına yakın bölgelerdeki varlığını güçlendiren Hizbullah, İran'ın bölgedeki en önemli vekil gücü olarak öne çıkıyor.
İsrail ise Hizbullah'ın sınırdaki faaliyetlerini yakından izliyor. 2006 savaşından bu yana en büyük çatışma riski olarak görülen bu durum, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) kuzey sınırında alarm seviyesini yükseltmesine neden oldu. İsrailli yetkililer, Hizbullah'ın İran'dan aldığı hassas güdümlü füzeler ve insansız hava araçlarıyla donanmasını, Tel Aviv ve Hayfa gibi stratejik şehirleri tehdit eder hale geldiğini belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: İran-ABD ateşkesi sınanıyor
İran ile ABD arasında 2023 yılında dolaylı görüşmeler sonucunda varılan gayriresmî ateşkes, tarafların birbirlerinin bölgesel çıkarlarına doğrudan müdahale etmemesini öngörüyordu. Ancak Lübnan'daki istikrarsızlık, bu ateşkesin en zayıf halkasını oluşturuyor. Hizbullah'ın İran'dan aldığı destekle İsrail'e karşı saldırı kapasitesini artırması, ABD'nin bölgedeki müttefiklerini koruma taahhüdünü sorgulatıyor. Washington, bir yandan İran'la doğrudan bir çatışmadan kaçınmak isterken, diğer yandan İsrail'in güvenliğini garanti altına almak zorunda. Bu ikilem, Lübnan'daki krizi uluslararası bir boyuta taşıyor.
Bölgesel aktörler de gelişmeleri endişeyle izliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Hizbullah'ın Lübnan'da artan nüfuzunun kendi güvenliklerine tehdit oluşturduğunu düşünüyor. İsrail'in olası bir askeri müdahalesi, tüm bölgeyi ateşe atabilecek bir domino etkisi yaratabilir. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, tarafları itidal çağrısında bulunsa da, kalıcı bir çözüm için siyasi irade ve kapsamlı bir reform süreci gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki kriz, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu politikalarını doğrudan etkilemektedir. Türkiye, Lübnan'da siyasi istikrarın sağlanması ve Hizbullah'ın silahsızlandırılması yönünde çağrılarda bulunurken, aynı zamanda bölgede İran etkisinin artmasından rahatsızlık duymaktadır. İsrail ile İran arasında olası bir çatışma, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları açısından risk oluşturabilir. Ayrıca, Suriye'deki durumla bağlantılı olarak, Lübnan'daki herhangi bir savaş, Türkiye'ye yeni bir göç dalgası getirebilir. Bu nedenle Ankara, diplomatik girişimlerini sürdürmekte ve tarafları itidale davet etmektedir.