Lübnanlı resmi bir kaynak, İsrail'in işgal altındaki bazı kasabaları devretme taahhüdüne rağmen, sahadaki durumun 'değişmediğini' belirtti. Ordu Doğu Komutanlığı'nda görevli bir generalin yaptığı yazılı açıklamada, 'İsrail'in taahhüdünün uygulanmadığı ve işgalin devam ettiği' ifade edildi. Beyrut, Birleşmiş Milletler ve uluslararası arabulucular nezdinde girişimlerini sürdürürken, İsrail Güçleri'nin daha önceki iki kısmi çekilme sürecinde olduğu gibi yeni bir oyalama taktiği izlediğinden şüpheleniliyor. General, 'Saha komutanlarımız, belirlenen noktalarda İsrail askerlerinin varlığının sürdüğünü rapor ediyor. Söz konusu kasabaların tamamı, ateşkes hattı üzerinde stratejik öneme sahip' dedi.
Gelişmenin arka planı
İsrail ile Lübnan arasında BM gözetiminde varılan son ateşkes anlaşması kapsamında, Tel Aviv yönetimi bazı işgal altındaki bölgelerden kademeli olarak çekilmeyi taahhüt etmişti. Ancak Lübnan Ordu Komutanlığı, Çarşamba gününden bu yana İsrail'in bu taahhüdünü yerine getirmediğini ve Şebaa Çiftlikleri, Kfarchouba Tepeleri ile Ghajar köyünün güney kısmı gibi stratejik noktalarda askeri varlığını koruduğunu duyurdu. General, 'İsrail, BM'nin çizdiği sınır boyunca üç ayrı noktada konuşlanmış durumda. Bu, 1949 ateşkes hattının ötesine geçen bir işgal anlamına geliyor' ifadelerini kullandı. Daha önce 1978 ve 2000 yıllarında da benzer geri çekilme süreçleri yaşanmış, ancak her seferinde İsrail sadece sembolik bir çekilme yaparak sahada fiili kontrolünü sürdürmüştü.
Lübnan hükümeti, özellikle güney bölgelerinde yaşayan halkın artan huzursuzluğu karşısında, uluslararası toplumun İsrail üzerinde baskı kurmasını talep ediyor. Ancak şu ana kadar ABD ve Avrupa Birliği'nin, İsrail'in güvenlik kaygılarını anlayışla karşıladığı ve sürecin yavaş ilerlemesine göz yumduğu belirtiliyor. Lübnan'daki güvenlik kaynakları, İsrail askerlerinin sınır köylerinde keşif amaçlı devriye gezdiğini ve bu durumun 'savaş hukukunu ihlal ettiğini' öne sürüyor.
Bölgesel veya küresel boyut
İsrail-Lübnan sınırındaki bu gerilim, sadece iki ülke arasındaki anlaşmazlığın ötesinde bölgesel bir boyut taşıyor. İran destekli Hizbullah'ın Lübnan'ın güneyinde etkili bir aktör olması, bu işgalin sürdürülmesini Tahran açısından da önemli kılıyor. Hizbullah, İsrail'in varlığını 'savunma hakkı'nı kullanmak için bir gerekçe olarak görürken, İsrail ise Hizbullah'ın sınıra yakın konuşlanmasını 'kırmızı çizgi' olarak tanımlıyor. Birleşmiş Milletler'in bölgedeki barış gücü UNIFIL, devriyelerini artırmış olsa da, etkin bir müdahale gücünden yoksun. Bu durum, 2006 savaşının ardından sağlanan kırılgan dengeyi yeniden tehdit ediyor. Arap Ligi ve İslam İşbirliği Teşkilatı, Lübnan'ın toprak bütünlüğüne vurgu yaparak İsrail'i kınayan açıklamalar yayımladı, ancak bu açıklamalar sahada herhangi bir değişiklik yaratmaktan uzak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Lübnan topraklarındaki işgalinin sürmesi, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin de yakından takip ettiği bir güç dengesi sorunudur. Ankara, özellikle Doğu Akdeniz'de Türkiye-Libya anlaşmasına karşı bir cephe oluşturan İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi iş birliğinin bir ayağı olarak, İsrail'in Lübnan'daki varlığını endişeyle izlemektedir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgedeki enerji güvenliği hesapları, Lübnan'ın istikrarını doğrudan etkilemektedir. İsrail-Lübnan sınırında tırmanan gerginlik, Suriye ve Irak'taki kırılgan durumla birleştiğinde, Türkiye'nin güney sınırı boyunca yeni bir çatışma hattı riskini artırmaktadır. Türk Dışişleri Bakanlığı, bu gelişmeleri 'bölgesel barışı tehdit eden bir faktör' olarak değerlendirmekte ve BM nezdinde girişimlerde bulunmaktadır.