Lübnan ile İsrail arasında uzun süredir devam eden deniz sınırı anlaşmazlığını çözmek üzere ABD arabuluculuğunda varılan 14 maddelik çerçeve anlaşması, tarafların enerji kaynakları üzerinde egemenlik ve güvenlik endişelerini gidermeyi hedefliyor. Anlaşma, her iki ülkeye de Akdeniz'deki doğal gaz yataklarında arama ve işletme hakkı tanırken, ateşkes hattı boyunca İsrail'in endişe duyduğu Hizbullah varlığına ilişkin düzenlemeler içeriyor.
Anlaşmanın arka planı
Lübnan ve İsrail arasındaki deniz sınırı anlaşmazlığı, 2000'li yılların başında Doğu Akdeniz'de zengin doğal gaz yataklarının keşfedilmesiyle alevlendi. İsrail, Tartus sahasını kendi münhasır ekonomik bölgesi (MEB) içinde görürken, Lübnan da bu sahanın kendi kıta sahanlığında olduğunu iddia ediyordu. ABD'nin arabuluculuğunda 2020'den bu yana süren müzakereler, 2022 yılında ABD'nin özel temsilcisi Amos Hochstein’ın yoğun çabalarıyla sonuçlandı. 14 maddelik anlaşma, her iki ülkenin de MEB sınırlarını netleştiriyor ve doğal kaynakların paylaşımını düzenliyor.
Anlaşmaya göre, İsrail Tartus sahasındaki haklarından feragat ederken, Lübnan da İsrail ile anlaşmazlık yaşadığı diğer bölgelerdeki iddialarından vazgeçiyor. Bunun karşılığında İsrail, Lübnan'ın gelecekteki gaz gelirlerinden belirli bir pay alacak. Ayrıca anlaşma, Lübnan'ın Kana sahasında doğal gaz arama ve işletme hakkını tanıyor, ancak bu sahanın bazı kısımları İsrail ile Lübnan arasında tampon bölge olarak kalıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Anlaşma, Doğu Akdeniz'deki enerji denkleminde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Lübnan’ın ciddi bir ekonomik kriz içinde olduğu bir dönemde, bu anlaşma ülkeye uluslararası yatırım çekme ve enerji ihtiyacını karşılama konusunda umut veriyor. İsrail içinse, Hizbullah’ın deniz sınırı anlaşmazlığını bahane ederek saldırı düzenleme riskini ortadan kaldırması açısından stratejik bir kazanım. ABD ise bu anlaşma ile bölgede nüfuzunu pekiştirirken, Rusya ve Çin’in Doğu Akdeniz’de artan enerji yatırımlarına karşı bir denge unsuru oluşturuyor.
Ancak anlaşmanın uygulanması karmaşık siyasi dinamiklere bağlı. Lübnan’da hükümet kurma krizi ve Hizbullah’ın anlaşmaya resmi olarak dahil edilmemiş olması, ileride yeni gerilimlere yol açabilir. Ayrıca İsrail’in aşırı sağcı koalisyonu, anlaşmayı ülke güvenliğine tehdit olarak gören milletvekillerinin muhalefetiyle karşı karşıya.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Doğu Akdeniz'de kendi MEB sınırları konusunda Yunanistan ve GKRY ile yaşadığı anlaşmazlıklar nedeniyle, Lübnan-İsrail anlaşmasını yakından izliyor. Anlaşma, uluslararası hukuk çerçevesinde müzakere edilmiş bir model olarak, Türkiye’nin de benzer anlaşmazlıklarını çözmek için referans alabileceği bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, ayrıca Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımında hakkaniyetli bir çözümden yana olduğunu vurguluyor. Bu anlaşma, Türkiye’nin Mısır ile yakınlaşma sürecinde ve Libya ile yaptığı deniz yetki alanları mutabakatının uluslararası kabulü açısından da önemli bir gelişme.