Lübnan’ın güneyindeki tarihi Sur kenti (Tyre), Nisan ayında Hizbullah ile İsrail arasında varılan ateşkesin ardından kısmen normale dönmüştü. Ancak Hristiyan sakinler, İsrail’in devam eden askeri operasyonlarının kalıcı bir göçe yol açacağı korkusuyla evlerini yeniden terk ediyor. Darine Al Jouny Safadi, Nisan’da ateşkes ilan edildiğinde en kötü günlerin geride kaldığını düşünerek Hristiyan mahallesine döndü. Ancak haftalar içinde İsrail’in hava saldırıları ve kara operasyonları yeniden yoğunlaştı. Safadi şimdi ailesiyle birlikte başkent Beyrut’a sığınmış durumda. "Geri dönüp dönemeyeceğimizi bilmiyoruz" diyor. "İsrail bu toprakları almak istiyor gibi."
Ateşkes Sonrası Yeniden Şiddet
Lübnan ile İsrail arasında 1996 yılında varılan anlaşmayla sivil yerleşim yerlerine saldırılmaması taahhüt edilmişti. Ancak 2006 savaşından bu yana bölgede yaşanan her çatışma, Hristiyan nüfusun güvenlik algısını ciddi şekilde sarsıyor. Nisan 2024’teki ateşkes, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) arabuluculuğunda sağlanmış ve tarafların sivillere yönelik saldırılardan kaçınması öngörülmüştü. Reuters’a konuşan bölge sakinleri, İsrail’in Hizbullah mevzilerini hedef alırken Hristiyan mahallelerine de zarar verdiğini iddia ediyor. Sur’un merkezindeki tarihi çarşıda birçok dükkanın yıkıldığı, çan kulesi hasar gören Maruni kilisesinin ise hizmet veremediği belirtiliyor.
Lübnanlı yetkililer, Sur bölgesinde yaşayan yaklaşık 30 bin Hristiyan nüfusun yarısından fazlasının son bir ay içinde bölgeyi terk ettiğini açıkladı. Göç edenler genellikle Beyrut’a veya kuzeydeki Trablusşam (Tripoli) kentine sığınırken, maddi durumu yetersiz olanlar ise kilise ve okulların dönüştürüldüğü geçici barınma merkezlerinde kalıyor. Sur Belediye Başkanı Mustafa el-Halil, uluslararası topluma seslenerek "Hristiyan varlığı bin yıllardır bu topraklarda; bugün tarihi bir dönüm noktasındayız" ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Sur, Fenike döneminden kalma antik kalıntıları ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Roma Hipodromu ile tanınıyor. Şehrin Hristiyan nüfusunun azalması, Lübnan’daki mezhep dengesini de etkileyebilir. Ülkede 1932’den bu yana nüfus sayımı yapılmamış olmakla birlikte, Hristiyanların oranının yüzde 40 civarında olduğu tahmin ediliyor. Ancak savaşlar ve göçler nedeniyle bu oran düşüş eğiliminde. Beyrut Amerikan Üniversitesi’nden siyaset bilimci Dr. Sami Hermez, "İsrail’in güneyde yarattığı güvensizlik, Hristiyanları sistematik olarak bölgeden uzaklaştırıyor. Bu, Lübnan’ın zaten kırılgan olan mezhep dengesini daha da bozacak bir durum" değerlendirmesinde bulunuyor.
İsrail cephesinden gelen açıklamalarda ise operasyonların yalnızca Hizbullah hedeflerine yönelik olduğu vurgulanıyor. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Hristiyan mahallelerindeki hasarın istem dışı olduğunu ve savaşın doğası gereği bazı sivil kayıpların kaçınılmaz olduğunu savunuyor. Ancak insan hakları örgütleri, İsrail’in orantısız güç kullandığı ve sivil altyapıyı hedef aldığı yönünde raporlar yayımlıyor. Amnesty International, Sur’da 15 sivilin hayatını kaybettiği bir saldırıda hastane ve okulun da hasar gördüğünü belgelemiş durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sur’daki Hristiyan göçü, Türkiye’nin bölgesel istikrar vizyonu açısından önemli bir gelişmedir. Türkiye, Lübnan’daki mezhep grupları arasında dengeyi korumaya çalışırken, Hristiyan nüfusun azalması ülkedeki siyasi denklemleri değiştirebilir. Ayrıca, güney Lübnan’da kontrolün tamamen Hizbullah’a geçmesi, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji çıkarları ve deniz yetki alanları tartışmalarında Lübnan’la işbirliğini zorlaştırabilir. Türk yetkililer, bölgede kalıcı ateşkes için BM nezdinde girişimlerde bulunurken, insani yardım kuruluşları aracılığıyla Sur’daki sivil halka destek sağlamayı sürdürüyor. Bu kriz, Türkiye’nin Lübnan’daki diplomatik ağırlığını artırmak için bir fırsat penceresi de yaratabilir.