Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun, bugün (Salı) ABD Başkanı Donald Trump'a, İran destekli Hizbullah milis grubunun silahsızlandırılmasına yönelik kapsamlı bir plan sunmayı planlıyor. Bu adım, İsrail’in Lübnan’ın güneyinde işgal altında tuttuğu topraklardan çekilmesinin temel şartı olarak görülüyor. Beyrut ile Tel Aviv arasındaki gerilimin tırmanması ve uluslararası toplumun bölgede kalıcı bir istikrar arayışı, bu görüşmeyi kritik bir dönemece taşıyor. Aoun’un Trump’a ileteceği planın, Hizbullah’ın Lübnan devletine entegrasyonunu ve silahlarının kontrol altına alınmasını içermesi bekleniyor.
Gelişmenin Arka Planı
Lübnan, on yıllardır Hizbullah’ın varlığı nedeniyle derin bir siyasi ve güvenlik kriziyle boğuşuyor. İran’ın bölgesel nüfuzunun bir aracı olarak görülen Şii milis örgütü, Lübnan ordusundan daha güçlü bir silah kapasitesine sahip. İsrail, 2006’daki savaştan bu yana Hizbullah’ın sınırlarına yönelik tehdidini bertaraf etmek için Lübnan’ın güneyinde askeri varlığını sürdürüyor. Son haftalarda İsrail ordusu, Hizbullah’a ait olduğu belirtilen mevzilere yönelik hava saldırıları düzenlerken, Lübnan hükümeti bu durumun egemenlik ihlali olduğunu savunuyor.
Aoun, Lübnan’ın bir yıldan uzun süren siyasi boşluğun ardından Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından, ülkenin egemenliğini pekiştirmek ve uluslararası meşruiyet kazanmak için Washington ile yakın temas halinde. ABD, Lübnan’a askeri ve ekonomik yardım sağlarken, Hizbullah’ın etkisiz hale getirilmesini Ankara ve diğer bölgesel aktörlerle birlikte öncelikli mesele olarak görüyor. Aoun’un planı, 1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararına atıfta bulunarak, Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve Lübnan ordusunun güneydeki kontrolünün artırılmasını öngörüyor.
Lübnan’daki siyasi taraflar ise bu plana temkinli yaklaşıyor. Hizbullah’ın siyasi kanadı, silahsızlanmanın ancak İsrail’in işgaline karşı koyma hakkı çerçevesinde müzakere edilebileceğini belirtirken, Sünni ve Hıristiyan partiler ise Hizbullah’ın silahlarının devlet kontrolüne devredilmesini talep ediyor. Trump yönetimi, İran’ı bölgeden dışlama stratejisi kapsamında Hizbullah’ı terör örgütü listesinde tutuyor ve silahsızlanma sürecini doğrudan destekliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hizbullah’ın silahsızlandırılması meselesi, sadece Lübnan-İsrail ilişkilerini değil, aynı zamanda tüm Ortadoğu dengelerini etkileyecek bir kırılma noktası. İran, Lübnan üzerindeki nüfuzunu Hizbullah aracılığıyla sürdürüyor ve bu grubun silahsızlandırılması, Tahran’ın bölgesel projeksiyonuna büyük bir darbe vuracak. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, Aoun’un planını memnuniyetle karşılıyor; çünkü bu, İran’ın Lübnan’daki etkisini azaltacak.
Öte yandan, İsrail’in Lübnan’dan çekilmesi, 2006’dan bu yana tam anlamıyla uygulanmayan 1701 sayılı BM kararının yeniden canlandırılması anlamına gelebilir. Ancak İsrail, Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırıldığından emin olmadan geri çekilmeyi kabul etmeyeceğini açıkladı. Rusya ve Çin ise bu süreçte daha temkinli bir tutum izliyor; Moskova, Suriye’deki varlığı nedeniyle İran’la doğrudan karşı karşıya gelmek istemiyor.
Avrupa Birliği, Lübnan’ın istikrarına önem veriyor ve Hizbullah’ın silahsızlanmasını destekliyor; ancak bu sürecin kapsayıcı bir siyasi diyalogla yürütülmesi gerektiğini vurguluyor. ABD’nin öncülüğünde, Beyrut’ta bir ulusal diyalog konferansı düzenlenmesi fikri de gündemde. Bu konferans, Lübnan’daki tüm tarafların katılımıyla Hizbullah’ın geleceğini ve silahlarının statüsünü müzakere etmeyi hedefliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin Ortadoğu politikası açısından kritik bir öneme sahip. Türkiye, Lübnan’daki Sünni toplumla yakın ilişkileri ve Hizbullah’a karşı dengeleyici rolüyle bölgede istikrarın sağlanmasına katkıda bulunuyor. Hizbullah’ın silahsızlandırılması, Türkiye’nin terörle mücadele politikasıyla da örtüşüyor; çünkü Ankara, İran destekli milis gruplarının Suriye ve Irak’taki varlığından rahatsız. Öte yandan, İsrail’in Lübnan’dan çekilmesi, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının paylaşımı ve deniz yetki alanları konusunda Türkiye’nin elini güçlendirebilir. Ancak sürecin başarısız olması, bölgede yeni bir çatışma dalgasına yol açabilir; bu da Türkiye’nin sınır güvenliğini ve mülteci akışını olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bu nedenle hem ABD hem de Lübnan ile diyaloğunu sürdürüyor ve sürecin barışçıl bir sonuca ulaşması için aktif bir rol üstleniyor.