Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun, 11 Ocak Cumartesi günü yaptığı açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri'ni ülkesinin yanında durmaya çağırdı. Aoun'un bu çağrısı, İsrail ile Hizbullah arasındaki son savaşın ardından düşmanlıkları kalıcı olarak sona erdirmeyi amaçlayan, ABD'nin desteklediği bir çerçeve anlaşmasının Washington'da imzalanmasından hemen sonra geldi. Anlaşma, İran destekli milislerin silahsızlandırılmasını ve Lübnan ordusunun ülkenin güneyindeki kontrolünü güçlendirmesini öngörüyor.
Anlaşmanın ayrıntıları ve arka planı
Washington'da varılan sözkonusu çerçeve anlaşması, Ekim 2023'te başlayan ve 60 gün süren İsrail-Hizbullah çatışmalarının sonlandırılmasına yönelik en somut diplomatik girişim olarak değerlendiriliyor. Anlaşma, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararını temel alıyor. Bu karar, 2006 İsrail-Hizbullah savaşının ardından kabul edilmiş ve Litani Nehri ile İsrail sınırı arasındaki bölgede Hizbullah ve diğer silahlı grupların varlığını yasaklamıştı. Ancak karar, o tarihten bu yana tam olarak uygulanamadı. Yeni anlaşma kapsamında, Lübnan ordusunun güneydeki konuşlanmasının artırılması ve sınır bölgelerinde devriyelerin sıklaştırılması planlanıyor. Ayrıca, İran'dan gelen silah sevkiyatlarının denetlenmesi için uluslararası gözlemcilerin görevlendirilmesi de gündemde.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, anlaşmayı "tarihi bir adım" olarak nitelendirirken, Hizbullah liderliği henüz resmi bir açıklama yapmadı. Lübnan basınında yer alan haberlere göre, örgüt içinde anlaşmaya yönelik görüş ayrılıkları bulunuyor. Hizbullah'ın askeri kanadı, İsrail'in güney Lübnan'daki işgalinin sona erdirilmesi için daha sert koşullar talep ederken, siyasi kanat ise diplomatik çözüme daha sıcak bakıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, anlaşmayı "Orta Doğu'da istikrar için önemli bir fırsat" olarak tanımladı. Blinken, Washington'un hem Lübnan'ın egemenliğini hem de İsrail'in güvenlik kaygılarını dengelemeye çalıştığını söyledi. Öte yandan İran, anlaşmayı "bölgedeki direniş eksenini zayıflatma girişimi" olarak eleştirdi ve Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına karşı çıktı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, "Lübnan halkı ve direnişi, kendi geleceğine dair kararları kendisi verecektir" dedi. Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık anlaşmayı memnuniyetle karşılarken, Rusya daha temkinli bir tutum sergiledi. Rusya Dışişleri Bakanlığı, tüm tarafların BM kararlarına saygı göstermesi gerektiğini vurguladı.
Anlaşmanın uygulanması, Lübnan'ın derin ekonomik krizinin gölgesinde gerçekleşecek. Ülke, 2019'dan bu yana süren bankacılık krizi, yüksek işsizlik ve elektrik kesintileriyle boğuşuyor. Dünya Bankası verilerine göre Lübnan'da nüfusun yüzde 80'inden fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bu durum, anlaşmanın halk nezdinde meşruiyet kazanmasını zorlaştırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, bölgesel istikrarın sağlanması ve Lübnan'ın toprak bütünlüğünün korunmasından yana bir tutum izliyor. Ankara, İsrail-Hizbullah çatışmasının yayılması halinde Doğu Akdeniz'deki enerji projelerini ve mülteci akınlarını olumsuz etkileyebileceğinin farkında. Türkiye, Lübnan'da Şii nüfusla yakın ilişkileri olan İran'ın nüfuzunun dengelenmesini istiyor. Ancak Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik herhangi bir adımın, Türkiye'deki Filistin yanlısı kamuoyunda hassasiyet yaratabileceğini de göz önünde bulunduruyor. Bu bağlamda Türkiye, anlaşmanın uygulanmasını yakından izleyecek ve bölgedeki dengeleri korumaya çalışacaktır.