Louisiana eyaletindeki endüstriyel tesislerin yaydığı zehirli gazlar, yüz binlerce kişinin yaşadığı bölgelerde ciddi sağlık sorunlarına yol açarken, eyalet yönetiminin sanayi şirketlerinin baskısına boyun eğerek hava kalitesi izleme sistemlerini zayıflattığı ortaya çıktı. St. Rose kasabasında dev kimyasal depolama tanklarının sadece birkaç yüz metre yakınında yaşayan Kimbrelle Kyereh ve ailesi gibi pek çok kişi, nefes aldıkları havanın içerdiği toksinlerden habersiz. Oysa bölgede rafineler, petrokimya tesisleri ve atık işleme üniteleri bulunuyor. Guardian gazetesinin ulaştığı belgelere göre, eyalet yasama organı, sanayi gruplarının yoğun lobi faaliyetleri sonucu, topluluk temelli hava izleme programlarının bütçesini kesti ve şeffaflığı azaltan yasal düzenlemeleri kabul etti.
Gelişmenin arka planı
Louisiana, ABD'nin en yoğun petrokimya tesislerine ev sahipliği yapan eyaletlerinden biri. Mississippi Nehri kıyısı boyunca uzanan ve "Kanser Yolu" (Cancer Alley) olarak bilinen 150 kilometrelik bölgede, 200'den fazla petrokimya ve rafineri tesisi bulunuyor. Bu tesislerden yayılan benzen, etilen oksit, formaldehit gibi kimyasallar, akciğer hastalıkları, lösemi ve diğer kanser türleriyle doğrudan ilişkilendiriliyor. Ancak Guardian'ın elde ettiği belgeler, eyaletin Çevre Kalitesi Departmanı'nın (LDEQ) 2018'de başlattığı topluluk hava izleme programının, sanayi şirketlerinin yoğun baskısı nedeniyle fiilen çöktüğünü gösteriyor. LDEQ yetkilileri, sanayi temsilcileriyle yaptıkları toplantılarda en çok "verilerin kamuya açıklanması" ve "denetim sıklığı" konularında sorun yaşadı. 2021'de kabul edilen bir yasa ile sanayi tesislerinin kendi kendini denetlemesine izin verildi ve bağımsız denetçilerin sahaya girişi kısıtlandı. Aynı yasa, firma bazlı emisyon verilerinin "ticari sır" kapsamında gizli tutulmasına da olanak tanıdı.
Kyereh gibi aktivistler, bu düzenlemelerin halkın sağlığını koruma amacıyla değil, sanayinin çıkarlarını gözetmek için yapıldığını savunuyor. LDEQ sözcüsü ise yaptığı yazılı açıklamada, "Eyaletimiz, ulusal standartlara uygun şekilde hava kalitesini düzenli olarak izlemektedir. Sanayi ile işbirliği, çevre koruma hedeflerine ulaşmada etkili bir yöntemdir" dedi. Ancak bağımsız bilim insanları, eyaletin mevcut izleme ağının yetersiz olduğunu ve çoğu toksik maddenin ölçülmediğini belirtiyor. Örneğin, Louisiana'da sadece 18 sabit hava izleme istasyonu bulunurken, bu istasyonların çoğu kırsal alanlarda konumlanmış durumda. Oysa en yoğun kirlilik, düşük gelirli ve çoğunluğu Afro-Amerikan olan toplulukların yaşadığı St. Rose, Geismar, Norco gibi kasabalarda görülüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Louisiana'daki bu durum, ABD genelinde çevresel adalet tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Biden yönetiminin "Çevresel Adalet" girişimi kapsamında, federal düzeyde hava izlemeyi iyileştirme çabaları bulunuyor. Ancak eyalet düzeyinde sanayi lobisinin etkisi, bu çabaları baltalıyor. Louisiana örneği, dünya genelinde petrokimya endüstrisinin yoğun olduğu bölgelerde benzer sorunların yaşanabileceğine işaret ediyor. Özellikle Çin, Hindistan ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde, hızlı sanayileşme ile çevre düzenlemeleri arasındaki çatışma, Louisiana'daki gibi sonuçlar doğuruyor. Dünya Sağlık Örgütü, hava kirliliğinin yılda 7 milyon erken ölüme neden olduğunu tahmin ediyor. Bu ölümlerin büyük bir kısmı, düşük ve orta gelirli ülkelerdeki sanayi bölgelerinde gerçekleşiyor. Louisiana vakası, düzenleyici kurumların bağımsızlığının ve şeffaflığının, halk sağlığının korunmasındaki kritik rolünü bir kez daha gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Louisiana'daki hava kirliliği krizi, Türkiye için de önemli dersler içeriyor. Türkiye'de petrokimya, rafineri ve ağır sanayi tesisleri (İzmit, Aliaga, Kırıkkale, Batman gibi bölgelerde) benzer toksik emisyonlara yol açmaktadır. Türkiye'nin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın hava izleme ağı, uluslararası standartların altında kalırken, sanayi tesislerinin kendi kendini denetleme uygulamaları artmaktadır. Louisiana'daki gibi, şeffaflık ve bağımsız denetim eksikliği, Türkiye'de de çevresel adaletsizliklere yol açma potansiyeli taşımaktadır. Özellikle düşük gelirli ve sanayi bölgelerinde yaşayan topluluklar, yeterli koruma olmadan zehirli gazlara maruz kalmaktadır. Türkiye, bu örnekten hareketle, hava kalitesi izleme ağını güçlendirmeli, bağımsız denetim mekanizmaları oluşturmalı ve emisyon verilerinin kamuya açıklanmasını sağlamalıdır. Aksi halde, Louisiana'daki "Kanser Yolu" benzeri bölgelerin Türkiye'de de ortaya çıkması kaçınılmazdır.