İran destekli Yemenli Husiler, Suudi Arabistan’a karşı deniz ambargosu ilan ederek dünyanın en işlek deniz ticaret yollarından biri olan Bab el-Mendeb Boğazı’nı kapatma tehdidinde bulundu. Husiler, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonu, başkent Sana’a’daki uluslararası havalimanına düzenlenen hava saldırılarından sorumlu tutuyor ve yıllardır süren ablukanın kaldırılmamasını gerekçe gösteriyor. Bu gelişme, zaten kırılgan olan bölgesel istikrarı daha da tehlikeye atarken, küresel enerji ve tedarik zincirlerinde yeni bir kriz dalgası yaratma potansiyeli taşıyor.
Ambargonun Arka Planı ve Husilerin Stratejisi
Husiler, Sana’a Havalimanı’na yönelik son saldırının Suudi Arabistan tarafından gerçekleştirildiğini iddia ederek, bu eylemi “savaş suçu” olarak nitelendirdi. Husilerin sözcüsü Yahya Sarea, yaptığı yazılı açıklamada, Suudi Arabistan’a ait savaş uçaklarının havalimanının sivil bölümlerini hedef aldığını ve bu nedenle ülkeye yönelik her türlü deniz taşımacılığının durdurulduğunu duyurdu. Sarea, “Suudi Arabistan’ın limanlarına giden tüm gemilere izin verilmeyecektir. Bab el-Mendeb Boğazı, Suudi Arabistan ve ona destek veren ülkelere kapatılacaktır” ifadelerini kullandı.
Suudi Arabistan ise iddiaları yalanlayarak, havalimanı saldırısının Husiler tarafından düzenlenen bir “provokasyon” olduğunu savundu. Koalisyon sözcüsü Turki el-Maliki, Husilerin sivil altyapıyı askeri amaçla kullandığını ve bu tür eylemlerin meşru müdafaa hakkını doğurduğunu belirtti. Ancak uluslararası insani yardım kuruluşları, Sana’a Havalimanı’nın Yemen’e yapılan yardımların yüzde 80’inden fazlasının ulaştırılmasında kritik rol oynadığına dikkat çekiyor. Saldırının ardından havalimanının geçici olarak kapatılması, ülkede zaten felç durumda olan sağlık ve gıda yardımlarını daha da aksattı.
Husilerin deniz ambargosu kararı, 2014’ten bu yana devam eden Yemen iç savaşının en ciddi tırmanışlarından biri olarak değerlendiriliyor. İran’ın askeri ve mali desteğiyle güçlenen Husiler, son dönemde Suudi Arabistan topraklarına insansız hava araçları ve füzelerle saldırılar düzenlemişti. Ancak bu kez doğrudan deniz ticaretini hedef almaları, çatışmayı yeni bir boyuta taşıyor.
Bab el-Mendeb Boğazı’nın Stratejik Önemi ve Küresel Etkileri
Bab el-Mendeb Boğazı, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne ve Hint Okyanusu’na bağlayan dar bir su yoludur. Dünya deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 10’u bu boğazdan geçerken, özellikle Basra Körfezi’nden Avrupa ve Amerika’ya taşınan petrolün büyük bir kısmı bu rotayı kullanıyor. Suudi Arabistan’ın yanı sıra Mısır, Ürdün ve Avrupa ülkeleri için hayati önem taşıyan bu geçiş noktasının kapatılması, petrol fiyatlarında ani yükselişlere ve küresel tedarik zincirlerinde aksamalara yol açabilir.
Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, 2022’de günde yaklaşık 7,5 milyon varil petrol bu boğazdan taşındı. Herhangi bir kesinti, özellikle Avrupa’nın Rus gazına alternatif arayışında olduğu bir dönemde enerji fiyatlarını yeniden yukarı çekebilir. Ayrıca, boğazın güvenliği, ABD’nin Bahreyn merkezli Beşinci Filosu tarafından sağlanıyor. Washington, daha önce İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehditlerine karşı benzer bir caydırıcılık politikası izlemişti.
Bölgedeki uzmanlar, Husilerin bu hamlesinin doğrudan bir abluka uygulama kapasitesinden ziyade, gemilere yönelik füze ve mayın saldırıları riskini artırarak sigorta primlerini yükseltme ve gemi trafiğini caydırma amacı taşıdığını belirtiyor. Yine de, insani kriz derinleşirken, Suudi Arabistan’a uluslararası baskıyı artırma hedefi güdüyor. Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, tarafları itidal çağrısında bulunurken, “Bu tür eylemler, milyonlarca Yemenlinin çektiği acıyı daha da artırmaktan başka işe yaramaz” dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bab el-Mendeb Boğazı’nın kapatılması, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Körfez bölgesine yönelik ticaretini doğrudan etkileyebilecek bir gelişmedir. Türkiye, Kızıldeniz üzerinden yaptığı ihracatın önemli bir kısmında bu boğazı kullanmaktadır. Ayrıca, Suudi Arabistan’a yönelik bir ambargo, Ankara-Riyad arasında son dönemde normalleşen ilişkileri olumsuz etkileyebilir. Türkiye, Yemen krizinde daha çok diplomatik çözümü savunurken, bölgedeki güç dengeleri ve enerji güvenliği açısından durum yakından takip edilmelidir. Krizin büyümesi halinde, Türkiye’nin enerji maliyetleri ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşabilir.