ABD Başsavcısı Pam Bondi Blanche’ın, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimlerinin son dönemde karıştığı ölümlü operasyonlara ilişkin şeffaflıktan uzak tavrı, kamuoyunda ciddi güven erozyonuna yol açıyor. New York Times’ın ortaya çıkardığı belgelere göre, Blanche’ın ofisi ICE’ın sivil kayıplarla sonuçlanan en az 12 operasyonunda adli soruşturma başlatılmasını engelledi. Bu tutum, Blanche’ın seleflerinden farklı olarak yargı bağımsızlığını değil, yürütmenin çıkarlarını öncelediği izlenimini güçlendiriyor.
Gelişmenin Arka Planı
Ocak 2025’te göreve başlayan Blanche, kısa sürede ICE’ın yetki alanını genişleten bir dizi idari karara imza attı. Ancak asıl tartışma, Nisan 2025’te Texas’taki bir ICE baskınında iki sivilin hayatını kaybetmesiyle alevlendi. Olayın ardından Blanche, soruşturmayı İçişleri Bakanlığı’na devretmek yerine doğrudan ofisine bağlı bir birime yönlendirdi. Bağımsız hukukçular, bu hamlenin soruşturmanın bağımsızlığını zedelediğini savunuyor. Üstelik Blanche’ın eski başkan Donald Trump’ın kişisel avukatı olarak çalıştığı dönemdeki sicili de sorgulanıyor. Trump’ın 2020 seçim sonuçlarına itiraz davalarında Blanche’ın etik dışı argümanlar kullandığı belirtiliyor.
Blanche’ın ICE politikaları, özellikle sığınmacı çocukların ailelerinden ayrılmasına yol açan uygulamaları yeniden canlandırmasıyla eleştiriliyor. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU), Blanche’ın bu politikalarının üç ayda 2 bin 300 çocuğu ailesiz bıraktığını raporladı. Blanche ise bu raporları “yanıltıcı” olarak nitelendiriyor ancak herhangi bir bağımsız denetim çağrısına yanıt vermiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Blanche’ın ICE operasyonlarındaki tutumu, ABD’nin uluslararası insan hakları taahhütleriyle çelişiyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), ABD’nin sınır politikalarının uluslararası hukuka aykırı olduğu uyarısında bulundu. Özellikle Avrupa Birliği ülkeleri, ABD’nin bu tutumunun kendi göç politikalarına olumsuz yansıyacağı endişesi taşıyor. Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, “ABD’nin iç hukuk uygulamaları, çok taraflı mülteci rejimini zayıflatmamalı” dedi. Bu gelişmeler, ABD’nin küresel liderlik rolünü sorgulatan bir dizi olayın parçası olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan Blanche’ın yargı bağımsızlığına saygı duymadığı iddiaları, ABD’de hukukun üstünlüğü ilkesine gölge düşürüyor. Eski Adalet Bakanlığı yetkilileri, Blanche’ın ICE’ı “siyasi bir araç” olarak kullandığını öne sürüyor. Bu durum, ABD’nin iç politikadaki kutuplaşmayı derinleştirirken, göçmen hakları savunucularının sokak protestolarına yol açtı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye’nin ABD ile yürüttüğü vize muafiyeti ve geri kabul anlaşmaları müzakerelerinde önemli bir bağlam oluşturuyor. Blanche liderliğindeki Adalet Bakanlığı’nın göçmen hakları konusundaki katı tutumu, Türk vatandaşlarının ABD’ye seyahat ve göç süreçlerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, ABD’nin uluslararası hukuka aykırı uygulamaları, Türkiye’nin Suriyeli mültecilere yönelik politikasını meşrulaştırıcı bir argüman haline gelebilir. Ankara, bu tabloyu kendi sınır güvenliği önlemlerini savunmak için kullanabileceği gibi, ABD’nin çifte standardını eleştirebilir. Bununla birlikte, Türkiye’nin ABD ile stratejik ortaklığı bu tür iç tartışmalardan doğrudan etkilenmeyecek; ancak diplomatik dilde ince ayarlar gerekebilir.