Suriye'nin kuzeydoğusunda etkili olan ve uzun süredir ABD'nin desteklediği Kürt ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Suriye hükümet ordusuyla birleşme kararı aldı. Bu gelişme, ülkenin kuzeyindeki askeri dengeleri kökten değiştirebilir. SDG Komutanı Mazlum Abdi, birleşme sürecinin ardından en büyük önceliklerinin Kürt dilinin ve kimliğinin korunması olduğunu açıkladı. On yılı aşkın süredir IŞİD'e karşı verilen mücadelede önemli bir rol üstlenen SDG'nin bu kararı, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve siyasi geleceği açısından kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
Suriye Demokratik Güçleri, 2015 yılında Suriye'nin kuzeydoğusunda YPG'nin öncülüğünde kurulan ve Arap, Süryani, Türkmen gibi farklı etnik grupları bünyesinde barındıran bir askeri koalisyon. Özellikle ABD'nin hava desteğiyle IŞİD'e karşı yürütülen operasyonlarda belirleyici bir rol oynadı ve 2019'da örgütün son kalesi olan Baghuz'un düşürülmesiyle halifeliğin çöküşünde kilit aktör oldu.
Yeni Suriye yönetimi, Ahmed eş-Şaraa liderliğinde ülkenin yeniden inşası ve birliğinin sağlanması hedefiyle hareket ediyor. Bu kapsamda SDG ile yürütülen müzakereler, uzun süredir devam ediyordu ve nihayet varılan anlaşma, Suriye'nin kuzeydoğusundaki bölgelerin merkezi hükümet kontrolüne geçmesini öngörüyor. Anlaşma, SDG'nin silahlı güçlerinin ordu saflarına entegrasyonunu ve sivil yönetimlerin merkezi otoriteye bağlanmasını içeriyor. Bu durum, Suriye'nin on yılı aşkın iç savaşın ardından toprak bütünlüğünü yeniden tesis etme yolundaki en somut adımlardan biri olarak görülüyor.
Ancak birleşme süreci, çeşitli zorlukları da beraberinde getiriyor. Özellikle Kürt toplumunun özerklik talepleri, anadilde eğitim hakkı, siyasi katılım ve yerel yönetimlerin geleceği gibi konularda belirsizlikler devam ediyor. SDG Komutanı Mazlum Abdi, birleşmenin ardından Kürt kültürünün ve dilinin korunması için güvence talep ettiklerini ve bu konuda uluslararası toplumun desteğini beklediklerini ifade etti. Abdi, "On yıldır savaştık, artık barış içinde bir arada yaşamak istiyoruz. Kürtçe eğitim hakkımızın tanınması, kimliğimizin korunması için vazgeçilmezdir" şeklinde konuştu.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme yalnızca Suriye'nin iç siyasetini ilgilendirmiyor; aynı zamanda bölgesel ve küresel güç dengelerini de etkiliyor. ABD, uzun süre SDG'ye askeri ve lojistik destek vererek IŞİD'le mücadelede bu gücü bir müttefik olarak kullandı. Ancak Washington'un Suriye'den çekilme ihtimali ve bölgede yeni ittifakların oluşması, SDG'yi farklı bir yola itmiş görünüyor. Rusya'nın Suriye'de askeri varlığını sürdürmesi, İran'ın bölgedeki nüfuzu ve Türkiye'nin sınır güvenliği endişeleri, bu birleşmenin arka planında önemli başlıklar olarak öne çıkıyor.
Özellikle Türkiye'nin, PKK'nın Suriye kolu olarak gördüğü YPG'ye yönelik tehdit algısı, Ankara'nın SDG'nin orduya katılmasına ilişkin tutumunu belirleyen temel faktör. Ankara, daha önce SDG'nin kuzey Suriye'de oluşturduğu özerk yapıya şiddetle karşı çıkmış ve sınır ötesi operasyonlar düzenlemişti. Yeni süreçte Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğü ilkesine vurgu yaparak, YPG unsurlarının tamamen etkisiz hale getirilmesini ve silahların bırakılmasını talep ediyor. Bu talebin ne ölçüde karşılanacağı, bölgesel istikrar açısından belirleyici olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin güney sınırındaki güvenlik mimarisini doğrudan etkileme potansiyeline sahiptir. Ankara, uzun süredir YPG'nin varlığını milli güvenlik tehdidi olarak tanımlamakta ve Suriye'nin kuzeyinde oluşan her türlü özerk yapıya karşı çıkmaktadır. SDG'nin orduya entegrasyonu, eğer YPG unsurlarının tasfiyesi ve silah bırakmasıyla sonuçlanırsa, Türkiye'nin endişelerini kısmen hafifletebilir. Ancak sürecin nasıl uygulanacağı, YPG'nin ordu içindeki etkinliği ve yönetimsel yapı, Türk yetkililerin yakın takibinde olacaktır. Ayrıca, Suriye'nin kuzeyinde istikrarın sağlanması, Türkiye'nin güney sınırındaki göç dalgalarını ve terör tehdidini azaltabilir, dolayısıyla Ankara'nın yeni yönetimle ilişkilerinde olumlu bir adım olarak görülebilir. Bu bağlamda, birleşmenin ayrıntıları ve uluslararası gözlemcilerin sürece yaklaşımı, Türkiye için kritik önem taşımaktadır.