Dünya genelinde devam eden silahlı çatışmalar, 2025 yılı itibarıyla II. Dünya Savaşı'ndan bu yana kaydedilen en yüksek seviyeye ulaştı. Yeni yayımlanan kapsamlı bir rapora göre, Ukrayna-Rusya savaşı, Gazze'deki İsrail-Hamas çatışması, Sudan'daki iç savaş ve Myanmar'daki askeri cunta karşıtı direniş gibi büyük krizler, küresel çatışma yoğunluğunu rekor düzeye taşıdı. Bu durum, milyonlarca insanın yerinden edilmesine, ekonomik kayıpların katlanarak artmasına ve uluslararası toplumun kriz yönetimi kapasitesinin sorgulanmasına neden oluyor.
Çatışmaların yaygınlaşması ve derinleşmesi
Rapora göre, 2024 sonunda 56 farklı bölgede silahlı çatışma kaydedilirken, bu sayı 2025'in ilk çeyreğinde 59'a yükseldi. Çatışmaların yalnızca devam etmekle kalmayıp aynı zamanda şiddetinin de arttığı belirtiliyor. Özellikle Ukrayna'da cephe hatlarındaki yoğun çatışmalar, sivil kayıpların artmasına yol açarken, Gazze'de ateşkes girişimleri sonuçsuz kalıyor. Afrika Kıtası'nda ise Sahel bölgesindeki cihatçı grupların saldırıları yayılırken, Sudan'da paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri ile ordu arasındaki çatışmalar insani felaket boyutuna ulaştı. Asya'da Myanmar'daki iç savaş, mülteci akınlarını tetiklerken, Yemen'deki çatışmalar da düşük yoğunlukta da olsa sürmeye devam ediyor.
Uzmanlar, çatışmaların bu denli yaygınlaşmasının küresel güç dengelerindeki kaymalar, artan silah ticareti ve uluslararası kurumların krizleri çözme konusundaki yetersizliğiyle bağlantılı olduğunu vurguluyor. Birleşmiş Milletler barışı koruma misyonlarının bütçe kısıtlamaları ve siyasi destek eksikliği, bu operasyonların etkinliğini azaltırken, büyük güçler arasındaki rekabet de çatışmaların daha da karmaşık hale gelmesine yol açıyor.
Küresel sonuçlar ve insani boyut
Çatışmaların artması, sadece doğrudan etkilenen ülkeleri değil, tüm dünyayı etkiliyor. Raporda, savaşlar nedeniyle 2025 yılında küresel mülteci sayısının 150 milyonu aşabileceği ve bunun modern tarihin en yüksek rakamı olacağı uyarısı yapılıyor. Ekonomik olarak ise çatışmaların küresel ekonomiye maliyetinin 14 trilyon doları geçtiği tahmin ediliyor. Özellikle enerji ve gıda fiyatlarındaki dalgalanmalar, gelişmekte olan ülkeleri orantısız bir şekilde etkiliyor. Silah endüstrileri ise patlama yaşarken, savunma harcamaları dünya genelinde artış eğilimini sürdürüyor.
Uluslararası Kızılhaç ve diğer yardım kuruluşları, 2025'in ilk altı ayında 20'den fazla sağlık personeli ve insani yardım çalışanının hayatını kaybettiğini açıkladı. Bağışçı ülkelerin yorgunluğu ve yardım bütçelerindeki kesintiler, özellikle Afrika ve Orta Doğu'daki kriz bölgelerinde yardıma erişimi daha da zorlaştırıyor. Uzmanlar, bu durumun kısa vadede çözülmesinin zor olduğunu ve uluslararası toplumun daha yenilikçi ve işbirlikçi yaklaşımlar geliştirmesi gerektiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel çatışmalardaki bu artış, Türkiye'nin hem güvenlik hem de ekonomi politikalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, Ukrayna, Orta Doğu ve Kafkaslar gibi kriz bölgelerine coğrafi yakınlığı nedeniyle sığınmacı akınları, terör tehdidi ve ticaret yollarının kesintiye uğraması riskiyle karşı karşıya. Ayrıca NATO içindeki konumu ve enerji koridoru olma hedefi, çatışmaların uzaması halinde daha da stratejik hale gelebilir. Ankara'nın, arabuluculuk diplomasisini sürdürmesi ve insani yardım kanallarını canlı tutması, bölgesel istikrar açısından kritik önem taşıyor. Öte yandan, savunma sanayisindeki yerlileşme hamleleri, artan küresel gerilim karşısında bağımsız hareket kabiliyetini güçlendirebilir.