Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi'nin önünde kendini ateşe veren Tibetli bir aktivist, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Olay, Çin'in yeni ‘etnik birlik yasası'nın yürürlüğe girdiği günden bir gün sonra, 1 Kasım'da meydana geldi. Görgü tanıkları, 30'lu yaşlarındaki adamın üzerine benzin döküp kendini yaktığını ve ardından büyük bir alev topuna döndüğünü aktardı. Güvenlik güçlerinin müdahalesiyle söndürülen yangında ağır yaralanan aktivist, acil olarak hastaneye kaldırılmış ancak tüm müdahalelere rağmen kurtarılamamıştı. Bu trajik eylem, Tibet sorununa dikkat çekmek isteyen grupların son yıllarda sık sık başvurduğu bir protesto yöntemi olarak biliniyor.
Olayın Arka Planı
Kendini yakma eylemi, Çin hükümetinin 1 Kasım'da yürürlüğe koyduğu ‘etnik birlik yasası'nın hemen ardından geldi. Bu yasa, ülkede etnik gruplar arasında ‘ortak değerler' ve ‘ulusal kimlik' vurgusunu artırmayı hedefliyor. Tibetli gruplar ise bu yasanın Tibet kültürünü ve özerkliğini daha da baskı altına alacağını savunuyor. Olayın faili olduğu belirtilen kişinin kimliği henüz resmi olarak doğrulanmadı; ancak Tibet yanlısı sürgün grupları, eylemin ‘Çin'in asimilasyon politikalarına karşı bir çığlık' olduğunu duyurdu.
Tibet'te 1950'lerden bu yana devam eden Çin yönetimi, bölgede zaman zaman protestolara sahne oluyor. Özellikle 2008'deki Lhasa ayaklanması sonrası artan gerilim, kendini yakma eylemlerini de beraberinde getirdi. Uluslararası Af Örgütü'ne göre, 2009'dan bu yana Tibet'te ve Çin'in diğer bölgelerinde en az 150 kişi bu yolla yaşamına son verdi. Çin hükümeti ise bu eylemleri ‘şiddet içeren terör eylemleri' olarak nitelendiriyor ve kınadığını açıkladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu olay, Batılı ülkeler ile Çin arasında Tibet konusunda yaşanan hassas dengenin bir kez daha gündeme gelmesine neden oldu. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, konuya ilişkin bir açıklama yaparak olayı derin üzüntüyle karşıladığını bildirdi; ancak Çin'in tepkisi ise sert oldu. Pekin yönetimi, olayın ‘Tibet'in Çin'in ayrılmaz bir parçası olduğu' gerçeğini değiştirmeyeceğini ve bu tür eylemlerin kınanması gerektiğini vurguladı. Batılı diplomatlar ise bu olayın, Pekin'in insan hakları politikalarına yönelik eleştirileri artırabileceği yorumunu yapıyor.
Uzmanlar, Tibet meselesinin sadece bir insan hakları sorunu olmadığını, aynı zamanda bölgesel istikrar ve küresel güç mücadelesi açısından da kritik bir öneme sahip olduğunu belirtiyor. Çin'in Asya'daki yükselişi ve ‘Kuşak ve Yol' girişimi, Tibet'i stratejik bir kavşak haline getirmiş durumda. Bu nedenle, BM binası önünde yaşanan bu dramatik olayın, uluslararası toplumun dikkatini yeniden bu bölgeye çekmesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Doğu Türkistan olarak da adlandırılan Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde yaşanan benzer baskı politikalarına karşı duyarlı bir duruş sergilemektedir. Bu nedenle, Tibet'te yaşanan bu acı olay, Türk kamuoyu ve hükümeti tarafından yakından takip edilmektedir. Türkiye, insan hakları ihlallerine karşı ortak bir uluslararası duruşun gerekliliğini savunurken, olayın Çin ile ilişkileri olumsuz etkilememesi için diplomatik hassasiyet gösterilmesi beklenmektedir. Ayrıca, bu tür trajediler, Türkiye'nin uluslararası platformlarda benzer konulardaki söylemlerini güçlendirmesine zemin hazırlayabilir; ancak ikili ticari ve stratejik ilişkilerin korunması da Ankara'nın öncelikleri arasında yer alıyor.