Reuters'ın dört kaynaktan aldığı bilgiye göre, Batı Afrika'nın Sahel bölgesinde İslam Devleti (IŞİD) bağlantılı bir grubun elinde tutulan Amerikalı bir rehinenin serbest bırakılması için yürütülen pazarlıklara, Libya'nın doğusundaki askeri komutan Halife Haftar'ın arabuluculuğu damga vurdu. Görüşmeler, bölgedeki istikrarsızlığın gölgesinde, uluslararası toplumun dikkatini çeken bir diplomatik çabayla sonuçlandı.
Haftar'ın arabuluculuğu ve serbest bırakma süreci
İsminin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, serbest bırakma operasyonunun Ağustos ayının ilk haftasında tamamlandığını, ancak tarafların gizlilik anlaşması nedeniyle bu sürecin kamuoyuna ancak şimdi yansıdığını belirtti. Rehinenin kimliği konusunda bilgi verilmezken, Amerikan vatandaşı olduğu ve Sahel bölgesinde görev yaptığı sırada kaçırıldığı öğrenildi. Haftar'ın, Libya'nın doğusundaki nüfuzunu kullanarak özellikle Çad, Nijer ve Mali arasındaki geçiş bölgelerinde etkili olan silahlı gruplarla doğrudan temas kurduğu, bu temasların rehinenin güvenli bir şekilde teslim edilmesiyle sonuçlandığı ifade ediliyor.
Libya Ulusal Ordusu'nun (LNA) lideri olarak bilinen Haftar'ın, bölgesel güvenlik meselelerinde giderek daha aktif bir rol üstlendiği gözlemleniyor. Özellikle son yıllarda Sahel bölgesindeki terör örgütleriyle mücadelede Batılı ülkelerle iş birliği yapan Haftar'ın, bu kez de bir insani krizin çözümünde kilit bir aktör olarak öne çıktığı belirtiliyor. Kaynaklar, Haftar'ın bu girişimiyle ABD ile ilişkilerini güçlendirmeyi hedeflediğini, karşılığında siyasi destek veya askeri yardım almayı umduğunu da aktarıyor.
Bölgesel boyut ve uluslararası yankılar
Bu olay, Sahel bölgesinin küresel güvenlik açısından ne kadar kritik bir alan haline geldiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. İslam Devleti'nin Sahra kolu olarak bilinen ve çoğunlukla Mali, Burkina Faso ve Nijer'de faaliyet gösteren gruplar, son yıllarda Batılı ülkeler için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Fransa'nın bölgeden askeri olarak çekilmesiyle birlikte ortaya çıkan güvenlik boşluğu, Rusya'nın Wagner Grubu gibi paralı asker şirketlerinin etkinliğini artırmasına yol açtı. Bu bağlamda Haftar'ın devreye girmesi, Libya'nın sadece kendi iç istikrarı için değil, tüm Sahel bölgesinin güvenliği için de kritik bir öneme sahip olduğunu gösteriyor.
ABD yönetimi ise konuyla ilgili resmi bir açıklama yapmaktan kaçınırken, Dışişleri Bakanlığı'nın rehinenin ailesine bilgi verildiğini doğruladı. Uzmanlar, bu tür arabuluculukların bölgedeki güç dengelerini değiştirebileceğine, özellikle Haftar'ın uluslararası meşruiyetini artırabileceğine dikkat çekiyor. Ancak Haftar'ın Libya'daki meşruiyeti hâlâ tartışmalı; Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile yaşadığı siyasi çekişmeler devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Libya'daki iç savaşta UMH'yi desteklemiş ve taraflar arasında denge gözetmeye çalışan bir politika izlemiştir. Haftar'ın bu başarısı, onun uluslararası alanda elini güçlendirebilir ve Libya'da siyasi süreci etkileyebilir. Ankara'nın, Haftar'la doğrudan diyaloğu desteklediği ancak UMH'nin meşruiyetini korumaya özen gösterdiği biliniyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Libya politikasında dengeleri yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir; ayrıca Sahel bölgesindeki terörle mücadelede Türkiye'nin de dahil olduğu uluslararası iş birliğine yeni bir boyut kazandırabilir. Türkiye'nin bölgedeki askeri varlığı ve diplomatik etkinliği düşünüldüğünde, bu tür arabuluculukların gelecekteki iş birliklerine zemin hazırlayabileceği ifade edilebilir.