Küresel ekonominin en büyük gündem maddelerinden biri haline gelen devlet borçları, ülkelerin mali disiplinini zorluyor. ABD'nin kamu borcu 40 trilyon doları aşarken, dünya genelinde Covid-19 salgını sırasında rekor düzeyde borçlanan ülkeler, harcamalarını kontrol altına almakta güçlük çekiyor. Bu tablo, üç eski maliye bakanını bir araya getiren bir panelde masaya yatırıldı: Kanada'nın eski Maliye Bakanı Chrystia Freeland, ABD'nin eski Hazine Bakanı Larry Summers ve İngiltere'nin eski Maliye Bakanı George Osborne. Üç isim, borç krizlerinden kaçınmanın yollarını ve sürdürülebilir mali politikaları tartıştı.
Artan Borç Yükü ve Mali Disiplin Çağrıları
Küresel borç krizi endişeleri, özellikle gelişmiş ülkelerin pandemi sonrası uyguladığı genişlemeci politikaların ardından giderek artıyor. ABD'nin federal borcu, 2025 yılı itibarıyla ilk kez 40 trilyon dolar sınırını aştı. Bu rakam, ülkenin gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yaklaşık %135'ine denk geliyor ve faiz ödemeleri bütçenin önemli bir kısmını tüketiyor. Benzer tablo Avrupa'da da geçerli: Fransa ve İtalya gibi ülkeler, borç/GSYİH oranlarını düşürmekte zorlanırken, İngiltere'de mali kurallar esnetilmiş durumda.
Panelde konuşan Chrystia Freeland, kendi döneminde Kanada'nın borç yükünü yönetme deneyimini aktardı. Freeland, “Borç, kötüye kullanıldığında bir yük, doğru kullanıldığında ise bir yatırım aracıdır. Önemli olan borçlanmanın amacı ve geri ödeme planıdır” dedi. Larry Summers ise faiz oranlarının uzun süre düşük kalmayacağını belirterek, “Pandemi döneminde alınan borçlar, düşük faiz ortamında makul görünüyordu; ancak artan faizlerle birlikte bu borçların maliyeti katlandı. Hükümetler artık harcama önceliklerini netleştirmeli” ifadelerini kullandı. George Osborne, İngiltere'nin kemer sıkma politikalarını hatırlatarak, “Mali disiplin, siyasi olarak popüler olmayabilir ama uzun vadede büyümenin temelidir” dedi.
Uzmanlar, borç krizlerinin genellikle aniden ortaya çıkmadığını, ancak bir kez başladığında hızla yayıldığını vurguluyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, döviz cinsinden borçlanmanın getirdiği kur riski nedeniyle daha kırılgan bir konumda. Bu bağlamda, üç maliye bakanının ortak mesajı, borç yönetiminde şeffaflık, uzun vadeli planlama ve harcama verimliliğinin önemi üzerine yoğunlaştı.
Küresel Boyut: Borç Krizinin Sıçrama Riski
Gelişmiş ülkelerdeki borç artışı, gelişmekte olan ülkeler için de risk oluşturuyor. Küresel faiz oranlarının yükselmesi, gelişmekte olan ülkelerin dış borç ödemelerini zorlaştırırken, bu durum bir domino etkisi yaratabilir. Uluslararası Para Fonu (IMF), düşük gelirli ülkelerin yaklaşık %60'ının borç krizi riskiyle karşı karşıya olduğunu tahmin ediyor. Bu ülkeler, pandemi sırasında artan sağlık ve sosyal harcamalarını finanse etmek için ağırlıklı olarak dış borca başvurdu; ancak artık artan faiz ödemeleri ve zayıflayan büyüme nedeniyle sıkışmış durumdalar.
Panelde ayrıca küresel borç mimarisinin yeniden yapılandırılması gerektiği vurgulandı. Larry Summers, Uluslararası Finans Kurumu'nun (IFC) ve IMF'nin gelişen ülkelere yönelik desteğinin artırılması çağrısında bulundu. Chrystia Freeland ise, “Sorun sadece borç miktarı değil, borcun hangi koşullarda alındığı. Gelişmekte olan ülkeler adil koşullarda finansmana erişebilmeli” şeklinde konuştu. George Osborne, merkez bankalarının para politikalarının koordinasyonunun önemine dikkat çekti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel borç krizine yönelik tartışmalar, Türkiye için de kritik bir önem taşıyor. Türkiye'nin kamu borcu GSYİH'nın yaklaşık %30'u seviyelerinde olup gelişmiş ülkelere kıyasla daha düşük görünmekle birlikte, özel sektörün döviz cinsinden borçluluğu ve cari açık, ekonomiyi kırılgan kılıyor. Pandemi sonrası uygulanan genişlemeci politikalar, enflasyonu körükleyerek liranın değer kaybetmesine neden oldu. Türkiye'nin sürdürülebilir bir büyüme patikası için mali disiplinden ödün vermemesi, borçlanmayı verimli yatırımlara yönlendirmesi ve yapısal reformları hayata geçirmesi gerekiyor. Ayrıca, küresel faiz artışlarının Türk lirası üzerindeki baskısı, merkez bankasının rezerv yeterliliğini artırma çabalarını zorunlu kılıyor. Bu bağlamda, uluslararası piyasalarda artan risk algısı, Türkiye'nin dış finansman ihtiyacını daha maliyetli hale getirebilir.