Afganistan, Taliban'ın Ağustos 2021'de yönetimi devralmasından bu yana savaşın sona erdiği nadir bir istikrar dönemi yaşıyor. Ülkede büyük ölçekli çatışmalar sona ermiş olsa da, bu barış ortamı derin bir insani felaketin üzerini örtüyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Afgan halkının yaklaşık yüzde 70'i yetersiz beslenmeyle karşı karşıya; ekonomik çöküş ve uluslararası yaptırımlar, ülkeyi dünyanın en fakir ülkelerinden biri haline getirdi. Kadınların iş gücüne katılımı ve kız çocuklarının eğitimi üzerindeki kısıtlamalar, toplumsal yapıyı derinden etkilerken, siyasi muhalefet de şiddetli bir baskıyla susturuluyor. Bu makale, Taliban yönetimindeki Afganistan'ın çelişkili tablosunu; 'sakinlik' ile 'yoksulluk, baskı ve umutsuzluk' arasındaki uçurumu ele alıyor.
Afganistan'da Taliban Dönemi: Çatışmasızlık mı, Baskı mı?
ABD'nin 2021'deki çekilmesinin ardından yönetime gelen Taliban, ülke genelinde ateşkes sağladı. IŞİD-Horasan (IŞİD-K) gibi grupların saldırıları devam etse de, 40 yılı aşkın süredir ilk kez Afganistan'da iç savaş büyük ölçüde sona erdi. Bu durum, bazı gözlemcilerin 'güvenlik iyileşmesi' olarak nitelediği bir ortam yarattı. Ancak bu istikrar, Taliban'ın şeriat yorumuna dayalı katı bir yönetim anlayışıyla sağlanıyor. BM Güvenlik Konseyi'nin son raporlarına göre, kadınların kamusal alandan dışlanması, ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve yargısız infazlar gibi insan hakları ihlalleri sistematik bir hal aldı. Özellikle kadınların çalışma ve eğitim hakları, Taliban yönetiminin en çok eleştirilen politikaları arasında yer alıyor.
Ekonomik Çöküş ve Küresel Yaptırımlar
Ülkenin karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri, ekonominin neredeyse durma noktasına gelmesi. Dünya Bankası'na göre, Afganistan'ın ekonomisi 2021'de yüzde 20,7 daraldı; uluslararası yaptırımlar ve mali kaynakların dondurulması, ülkenin dış ticaretini felç etti. Afganistan Merkez Bankası'nın varlıkları hâlâ dondurulmuş durumda. Bu durum, bankacılık sisteminin çökmesine, likidite krizine ve enflasyonun yükselmesine yol açtı. BM Kalkınma Programı (UNDP), Afgan nüfusunun yaklaşık yüzde 85'inin yoksulluk sınırının altında yaşadığını tahmin ediyor. Kuraklık ve altyapı eksikliği de tarım üretimini olumsuz etkilerken, milyonlarca insan insani yardıma muhtaç durumda. Dünya Gıda Programı'na göre, ülkede yaklaşık 15,3 milyon kişi ciddi gıda güvensizliği yaşıyor.
Uluslararası Toplum Kabul Etmiyor, Ancak Görüşmeler Sürüyor
Uluslararası toplum, Taliban hükümetini resmi olarak tanımıyor; ancak bazı ülkeler Kabil'de diplomatik varlık bulundurarak ve doğrudan görüşmeler yaparak ilişkileri canlı tutmaya çalışıyor. Çin ve Rusya, Taliban'la ekonomik ortaklık arayışında öne çıkarken, Pakistan da nüfuzunu sürdürmeye çalışıyor. ABD'nin, özel sektörün haberleşme ve enerji projelerinde yer almasına izin veren istikrarı teşvik etme çabaları ise sınırlı kalıyor. Taliban'ın kız çocuklarının eğitimine izin verme koşulu, uluslararası toplumun tanıma için öne sürdüğü temel şartlardan biri olmaya devam ediyor.
Türkiye ise Kabil Büyükelçiliği'ni açık tutan ender ülkelerden biri. Bu diplomatik varlık, Türkiye'nin Afganistan'daki projelerini ve insani yardımlarını sürdürmesini sağlıyor. Türkiye, Kabil Havalimanı'nın işletmesi gibi ticari kazanımlar elde edebilmek için Taliban'la ilişki kurmaya devam ediyor.
Yoksulluğun Gölgesinde İnsan Hakları Krizi
Afgan kadınları, Taliban'ın uygulamaları nedeniyle dünyanın en ağır insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya. BM'nin raporlarına göre, kadınların kamu görevlerinden alıkonması, seyahat kısıtlamaları ve zorunlu burka uygulaması, toplumsal cinsiyet eşitliğinde ciddi bir gerilemeye işaret ediyor. Eğitimden dışlanan kız çocuklarının sayısının 2,5 milyonu aştığı belirtiliyor. Bu durum, gelecek nesillerin yetişmesini ve ülkenin kalkınmasını da derinden etkileyecek gibi görünüyor. Ayrıca, Taliban'ın muhaliflere yönelik keyfi gözaltıları ve insan hakları savunucularına yönelik tehditleri, BM İnsan Hakları Konseyi tarafından da kınanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afganistan'da Taliban'la diplomatik ilişkisini sürdürürken, bu ülkedeki krize yönelik politikaları bölgesel güvenliği yakından ilgilendiriyor. Afganistan'daki ekonomik çöküş ve toplumsal istikrarsızlık, göç dalgalarını artırma potansiyeli taşıyor; bu da Türkiye'nin düzensiz göçle mücadelesini etkiliyor. Ayrıca, Türkiye'nin Kabil Havalimanı işletme tecrübesi, bölgedeki nüfuzunu pekiştirmesine olanak sağlıyor. Ancak, Taliban'ın insan hakları ihlalleri ve kadınlara yönelik politikalar, Ankara için esnek bir diplomatik duruş benimsemeyi zorlaştırıyor. Türkiye, hem Batılı müttefiklerinin güvenini korumak hem de bölgedeki çıkarlarını gözetmek için hassas bir denge politikası yürütmek zorunda.