Çin'de Kültür Devrimi'nin (1966-1976) sona ermesinin üzerinden elli yıl geçmesine rağmen, Çin Komünist Partisi (ÇKP) liderleri bu dönemin korkunç mirasını hâlâ bastırmaya çalışıyor. The Economist dergisinin haftalık podcast'i "The Intelligence" bu haftaki bölümünde, Çin'in neden bu tarihsel travmayla yüzleşmek yerine onu unutturmaya çalıştığını sorguluyor. Mao Zedong'un başlattığı ve milyonlarca insanın ölümüne, zulme ve toplumsal çöküşe yol açan on yıllık kaos, resmî tarih yazımında neredeyse yok sayılıyor.
Kültür Devrimi'nin Arka Planı ve Resmî Hafıza
Kültür Devrimi, 1966'da Mao'nun siyasi rakiplerini tasfiye etmek ve "burjuva" unsurları temizlemek amacıyla başlattığı bir kampanyaydı. Genç Kızıl Muhafızlar, öğretmenleri, aydınları, sanatçıları ve sözde "sınıf düşmanlarını" hedef aldı. Milyonlarca insan işkence gördü, hapse atıldı veya öldürüldü; kültürel miras yağmalandı. 1976'da Mao'nun ölümü ve "Dörtlü Çete"nin tutuklanmasıyla sona erdi. Ancak 1981'de ÇKP, Kültür Devrimi'ni "ciddi bir hata" olarak kabul etti ve Mao'nun "yüzde 70 doğru, yüzde 30 yanlış" olduğunu ilan etti. O günden bu yana, konu hakkında açık tartışma fiilen yasaklandı. Parti, meşruiyetini Mao'nun devrimci mirasına dayandırdığı için, onun karanlık sayfalarını açmak rejimin temellerini sarsabilir.
Bugün Çin'de ders kitaplarında Kültür Devrimi'nden neredeyse hiç bahsedilmez; internet ve medyada sansür yoğundur. 2016'da Çin Yeni Yılı'nda Kültür Devrimi'ni konu alan bir şarkı yasaklanmış, 2019'da ise 30. yıl dönümünde hiçbir resmî anma yapılmamıştı. Parti içinde bu dönemi araştıran tarihçiler baskı altında. Son yıllarda Xi Jinping yönetimi, Mao dönemine daha da olumlu atıflar yaparak, "Yeni Çin" anlatısını güçlendiriyor. Bu durum, tarihle yüzleşme yerine seçici hafıza politikasının bir parçası.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'in Kültür Devrimi'ni gizleme çabası, yalnızca iç siyasetle sınırlı değil. Küresel ölçekte Çin, ekonomik gücünü ve siyasi modelini pazarlarken, tarihsel insan hakları ihlallerini gölgede tutmaya çalışıyor. Hong Kong'daki Ulusal Güvenlik Yasası, Sincan'daki Uygur kampları ve Tibet'teki baskılar, Kültür Devrimi'nin günümüzdeki yansımaları olarak görülüyor. Batılı ülkeler ve insan hakları örgütleri, Çin'in bu dönemi unutturma çabasını, mevcut otoriter eğilimlerin bir göstergesi olarak yorumluyor. Ayrıca Tayvan ve diasporadaki Çinliler arasında Kültür Devrimi hâlâ canlı bir travma; Tayvan, kendisini bu kaostan korunmuş bir "gerçek Çin" olarak sunuyor.
Küresel ekonomik düzende Çin, ticaret savaşları ve teknoloji rekabetiyle uğraşırken, tarihsel hafıza politikası uluslararası itibarını zedeliyor. ABD ve Avrupa, Çin'in insan hakları sicilini sık sık gündeme getiriyor; ancak ekonomik bağımlılık nedeniyle bu eleştiriler genellikle yüzeysel kalıyor. Kültür Devrimi'nin elli yıl sonra bile tartışılamaması, Çin'in "yumuşak güç" iddialarıyla çelişiyor ve Pekin'in küresel yönetişimde şeffaflıktan uzak duruşunu simgeliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in Kültür Devrimi'ni gizleme politikası, Türkiye için doğrudan bir tehdit oluşturmasa da, küresel otoriterleşme dalgası bağlamında önemli dersler içeriyor. Türkiye, Çin ile ekonomik ilişkilerini derinleştirirken (Kuşak ve Yol Girişimi, turizm, ticaret), Pekin'in insan hakları ihlallerini görmezden gelme riskiyle karşı karşıya. Ayrıca, tarihsel travmalarla yüzleşme konusunda Türkiye'nin kendi deneyimi (Ermeni meselesi, Kürt sorunu) benzer bir sansür ve inkâr siyasetini akla getiriyor. Çin'in bu tutumu, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde bir denge unsuru olabilir; ancak uzun vadede, şeffaf olmayan rejimlerle iş birliği, Türkiye'nin demokratik kimliğine gölge düşürebilir. Ankara, Pekin ile ilişkilerinde insan hakları boyutunu daha fazla öne çıkarmalı.