Küba, altmış yılı aşkın süredir devam eden ABD ambargosu ve son dönemde artan ekonomik baskılar karşısında tarihi bir dönüm noktasında bulunuyor. Washington yönetiminin Havana’ya yönelik yaptırımları uluslararası hukuk ve insani açıdan tartışmalı olsa da, ada ülkesinin içine düştüğü derin ekonomik kriz, Küba liderliğini masaya oturmaya zorluyor. Ülkede temel ihtiyaç maddelerinin kıtlığı, hiperenflasyon ve artan göç dalgası, Havana’nın elini zayıflatırken, ABD’nin taleplerine karşı koyma kabiliyetini de sınırlıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Küba ekonomisi, pandemi, turizm gelirlerindeki çöküş ve ABD yaptırımlarının sıkılaştırılmasıyla birlikte son iki yılda yüzde 40’tan fazla küçüldü. Karaborsanın giderek büyüdüğü ülkede, devlet maaşları açlık sınırının altında seyrediyor. 2023 yılında Küba’yı terk edenlerin sayısı 500 bini aşarken, bu durum ülkenin iş gücü kaybını da derinleştiriyor. ABD’nin 1962’den bu yana uyguladığı ambargo, Trump döneminde daha da ağırlaştırılmış, Biden yönetimi ise bu politikayı büyük ölçüde sürdürmüştü. Havana, uluslararası platformlarda ambargonun kaldırılması için çağrı yaparken, Çin ve Rusya’dan destek almaya çalışıyor.
Ancak Küba’nın en büyük ticaret ortaklarından Venezuela’daki siyasi ve ekonomik kriz, Havana’nın dış kaynaklara erişimini daha da kısıtlıyor. Enerji ithalatının büyük bölümünü Venezuela’ya bağımlı olan Küba, son aylarda sık sık elektrik kesintileriyle karşı karşıya kalıyor. Bu durum, toplumsal huzursuzluğu artırırken, hükümetin reform vaatleri de yetersiz kalıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Küba’daki gelişmeler sadece ada ile sınırlı kalmıyor; Latin Amerika’nın siyasi dengesini de etkiliyor. ABD’nin müttefikleri olan Kolombiya ve Brezilya gibi ülkeler, Washington’a Küba’ya yönelik yaptırımların hafifletilmesi çağrısı yaparken, sol eğilimli hükümetler Havana’ya desteklerini sürdürüyor. Öte yandan, Çin ve Rusya’nın Küba’ya artan ilgisi, bölgeyi yeniden bir Soğuk Savaş sahnesine dönüştürme riski taşıyor. ABD’nin ise kendi kıyılarına bu kadar yakın bir ülkede Çin’in askeri veya ekonomik varlık göstermesine tahammülü yok. Bu jeopolitik rekabet, Küba’nın manevra alanını daraltırken, dış yardım ve yatırımların önünde de engel oluşturuyor.
Uluslararası kuruluşlar, Küba’daki insani durumun alarm verici boyutlara ulaştığı konusunda uyarıyor. Birleşmiş Milletler, bu yıl Küba’ya yönelik insani yardım çağrısında bulunurken, ABD’nin yaptırımlarının gıda ve ilaç tedarikini engellediğini vurguluyor. Havana yönetimi ise reformlar konusunda isteksiz görünüyor; ancak mevcut şartlar altında uzun vadeli direncin sürdürülemez olduğu açık.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küba ile Türkiye arasında doğrudan bir siyasi veya ekonomik bağımlılık olmasa da, bu krizin küresel etkileri Türkiye'yi de ilgilendiriyor. ABD’nin yaptırım politikaları, Türkiye’nin de benzer baskılarla karşılaştığı bir dönemde, uluslararası hukuk ve egemenlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıyor. Ayrıca, Küba’nın Çin ve Rusya ile yakınlaşması, Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkeler bloğunun Batı ile ilişkilerinde bir model oluşturabilir. Ekonomik açıdan ise, Küba pazarının küçüklüğü nedeniyle doğrudan bir ticari etki beklenmese de, Latin Amerika’daki siyasi istikrarsızlık Türk şirketlerinin bölgeye yönelik yatırım kararlarını etkileyebilir.