Küba ile ABD arasında son dönemde yeniden tırmanan gerilimde Çin faktörü giderek daha belirleyici hale geliyor. ABD'nin Küba'ya yönelik ekonomik yaptırımlarını sıkılaştırması ve Havana yönetiminin Pekin ile stratejik iş birliğini derinleştirmesi, Soğuk Savaş dönemini anımsatan yeni bir jeopolitik rekabetin habercisi olarak değerlendiriliyor. ORLANDO J. PÉREZ, bu karmaşık üçgen ilişkide Çin'in sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve askeri boyutlarda da kilit bir aktör haline geldiğini vurguluyor.
Gelişmenin arka planı: Yaptırımlar ve stratejik iş birliği
ABD Başkanı Donald Trump döneminde başlatılan ve Joe Biden yönetiminde de devam eden sert yaptırım politikaları, Küba ekonomisini ciddi şekilde darboğaza soktu. Turizm, para transferleri ve petrol ithalatı gibi alanlarda uygulanan kısıtlamalar, ada ülkesini alternatif ortaklar aramaya itti. Bu noktada Çin, devreye girerek Havana'ya hem mali yardım hem de altyapı yatırımı taahhütlerinde bulundu. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in Küba ile “kader ortaklığı” olarak tanımladığı ilişkiler, ticaretin yanı sıra askeri ve teknolojik iş birliğini de kapsıyor.
Orlando J. Pérez'e göre, Çin'in Küba'ya yönelik ilgisi sadece ekonomik fırsatlarla sınırlı değil. Ada, ABD'nin “arka bahçesi” olarak tanımlanan Latin Amerika'da Pekin'in stratejik bir dayanak noktası haline geldi. Çin, Küba üzerinden bölgedeki nüfuzunu artırırken, aynı zamanda ABD'nin Monroe Doktrini benzeri hegemonyasına meydan okuyor. Pérez, bu durumun Washington için bir kırmızı çizgi olduğunu ve yaptırımların dozunun artmasının bu jeopolitik rekabetten kaynaklandığını belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni Soğuk Savaş mı?
Küba-ABD-Çin üçgeni, sadece bölgesel değil, küresel ölçekte de yankı buluyor. ABD'li uzmanlar, Çin'in Küba'daki varlığını “keşif üssü” olarak nitelendirerek, bunun ABD'nin güney kanadı için bir tehdit oluşturduğunu savunuyor. Özellikle istihbarat dinleme tesisleri ve siber altyapı iş birlikleri, Washington'da alarm zillerinin çalmasına neden oluyor. Öte yandan, Beijing bu iddiaları reddederek ilişkilerin tamamen ticari ve kalkınmaya yönelik olduğunu söylüyor.
Latin Amerika'da Meksika, Brezilya ve Arjantin gibi büyük ülkeler ise bu gerilimde denge politikası izlemeye çalışıyor. Bölge ülkeleri, ABD'nin yaptırımlarına rağmen Çin ile ticari ilişkilerini sürdürürken, Küba'nın da uluslararası izolasyonunun kırılması için diplomatik girişimlerde bulunuyor. Pérez, bu tablonun ABD'nin Latin Amerika'da yalnızlaştığını gösterdiğini ve Çin'in bu boşluğu doldurduğunu ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küba-ABD-Çin üçgenindeki bu gelişmeler, Türkiye'nin hem Latin Amerika'yla ilişkileri hem de küresel dengeler açısından önem taşıyor. Türkiye, son yıllarda Küba ile diplomatik ve ticari bağlarını güçlendirmeye çalışıyor; ancak ABD yaptırımları nedeniyle bu ilişkiler sınırlı kalıyor. Çin'in bölgedeki artan etkisi, Ankara için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Bir yandan Çin ile iş birliği yaparak Küba pazarına erişim kolaylaşabilir, diğer yandan ABD ile yaşanan gerginlikler Türkiye'yi zor bir denge politikasına itebilir. Ayrıca, bu durum NATO'nun güney kanadı ve Karadeniz gibi Türkiye'nin yakından ilgilendiği bölgelerdeki jeopolitik rekabetle paralellik gösteriyor. Ankara'nın bu gelişmeleri yakından takip etmesi ve hem ABD hem de Çin ile dengeli bir ilişki sürdürmesi gerekiyor.