İngiltere Kraliyet Donanması (Royal Navy), 2026 yılının sonuna kadar Queen Elizabeth sınıfı (QEC) uçak gemilerinden bir jet motorlu Otonom İşbirlikçi Platform (Autonomous Collaborative Platform - ACP) ile uçuş testleri gerçekleştirmeyi planlıyor. Planlar, 20 Mayıs'ta Farnborough'da düzenlenen Defence Leaders CNE 2026 konferansında Commodore Steve B. tarafından açıklandı. ACP, insansız hava araçlarının (İHA) muharip uçaklarla birlikte görev yapmasını sağlayacak ve donanmanın hava kanadı kabiliyetini önemli ölçüde artıracak.
Gelişmenin arka planı
Proje, Kraliyet Donanması'nın Future Maritime Aviation Force (Geleceğin Deniz Havacılık Gücü) vizyonunun bir parçası. ACP'ler, keşif, elektronik harp ve hassas vuruş görevlerinde insanlı savaş uçaklarına eşlik edecek şekilde tasarlanıyor. İlk aşamada, bir jet motorlu prototipin HMS Queen Elizabeth veya HMS Prince of Wales gemisinden kalkış ve iniş testleri yapılması planlanıyor. Bu testler, ACP'lerin güverte operasyonlarına uyumluluğunu ve geminin mevcut CATOBAR (katapult yardımlı kalkış, tutucu telli iniş) sistemleriyle entegrasyonunu değerlendirecek.
Commodore Steve B., konferansta yaptığı konuşmada, "Amacımız, insansız platformların insanlı uçaklarla mükemmel bir uyum içinde çalışmasını sağlamak. Bu, hem maliyet etkinliği hem de operasyonel esneklik açısından devrim niteliğinde" dedi. Ayrıca, testlerin başarılı olması halinde 2030'lu yıllarda filoya tam entegre ACP'lerin katılmasının beklendiğini belirtti.
Proje, İngiltere'nin 2018'de duyurduğu Combat Air Strategy (Muharip Hava Stratejisi) kapsamında geliştirilen Tempest savaş uçağı ve onunla birlikte çalışacak insansız sistemlerle de uyumlu. ACP'lerin, Tempest'in “loyal wingman” (sadık kanat adamı) konseptinde kullanılması öngörülüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, küresel deniz havacılığında bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Şu anda ABD Donanması, uçak gemilerinde MQ-25 Stingray gibi insansız yakıt ikmal araçlarını test ederken, Birleşik Krallık jet motorlu muharip İHA'ları doğrudan operasyonel konsepte dahil eden ilk ülkelerden biri olmaya hazırlanıyor. Fransa da benzer bir program yürütüyor ancak henüz test aşamasına geçmedi.
NATO açısından bakıldığında, bu tür otonom sistemler, ittifakın hava savunma ve taarruz kabiliyetlerine yeni bir boyut kazandıracak. Özellikle Doğu Avrupa ve Kuzey Atlantik'te artan denizaltı ve hava tehditlerine karşı, ACP'ler daha hızlı tepki süresi ve daha düşük riskle görev yapabilecek. Ancak bu teknolojinin yaygınlaşması, silah kontrolü ve insansız sistemlerin savaş hukuku açısından yeni tartışmaları da beraberinde getirecek.
Askeri uzmanlar, jet motorlu ACP'lerin menzil ve hız avantajı sayesinde, mevcut pervaneli İHA'lardan çok daha geniş bir görev yelpazesinde kullanılabileceğini vurguluyor. Öte yandan, yüksek maliyet ve güverte operasyonlarının karmaşıklığı, bu sistemlerin yaygınlaşmasının önündeki en büyük engeller olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kraliyet Donanması'nın bu hamlesi, Türkiye'nin de insansız deniz havacılığı alanındaki ilerlemeleri açısından önemli bir referans noktası. Türkiye, Bayraktar TB3 ve Kızılelma gibi insansız savaş uçaklarını TCG Anadolu gibi amfibi hücum gemisinde konuşlandırmayı planlıyor. İngiltere'nin jet motorlu ACP'leri uçak gemisine entegre etme çalışmaları, Türkiye'nin benzer girişimlerine teknik ve konseptüel olarak ışık tutabilir. Ayrıca, bu teknolojinin NATO standardı haline gelmesi halinde, Türkiye'nin de bu standartlara uyum sağlaması gerekebilir. Soğuk Savaş sonrası en dinamik silahlanma yarışlarından birinin yaşandığı Doğu Akdeniz ve Karadeniz'de, otonom sistemlerin deniz gücüne entegrasyonu, bölgesel güç dengelerini doğrudan etkileyebilir.