Lübnan'ın güneyindeki Mansuri köyü, İsrail'in 'Sarı Hat' olarak adlandırılan askeri sınır çizgisiyle ikiye bölünmüş durumda. Bu hat, İsrail'in işgal ettiği bölgeyi ayırırken, köy sakinlerini de korku ve belirsizlik içinde yaşamaya itiyor. Birleşmiş Milletler'in geçici gücü UNIFIL'in gözetimindeki bölgede, tansiyon her geçen gün artıyor. Köyün kuzeyinde kalanlar, güneydeki akrabalarından umutsuzca haber bekliyor; güneyde kalanlar ise savaşın gölgesinde hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Sarı Hat: Sınırın İki Yakasında Yaşam
İsrail ile Lübnan arasındaki 120 kilometrelik sınır hattının bir parçası olan Sarı Hat, 2000 yılında İsrail'in Güney Lübnan'dan çekilmesinin ardından Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen geçici bir sınır çizgisi olarak biliniyor. Ancak bu hat, Mansuri köyünü tam ortasından bölüyor. Köyün yaklaşık 4 bin nüfusunun büyük bir kısmı hattın kuzeyinde yaşarken, güneyde kalan birkaç aile hâlâ evlerinde direniyor. İsrail askerleri, hattın güneyinde yoğun güvenlik önlemleri almış durumda; devriyeler ve gözetleme kuleleri sık sık ateş açıyor.
Köy sakinleri, özellikle 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşının ardından Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmaların yoğunlaşmasıyla birlikte durumun daha da vahimleştiğini belirtiyor. Mansuri'nin kuzey kesiminde yaşayanlar, güneydeki evlerini terk etmek zorunda kalan komşularına yardım etmeye çalışıyor. Ancak her türlü yardım girişimi, İsrail'in askeri yasak bölgesi ilan ettiği hattın yakınında engelleniyor.
Hizbullah-İsrail Gerilimi: Lübnan'ın Güneyinde Ateş Hattı
Sarı Hat, yalnızca bir sınır değil, aynı zamanda Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmanın da odak noktası. Hizbullah, 2006 savaşından bu yana bölgedeki askeri varlığını güçlendirmiş durumda. İsrail ise savaş uçakları ve insansız hava araçlarıyla sık sık bölgeyi bombalıyor. Mansuri köyü, bu çatışmalarda sık sık hedef alınıyor; birçok ev ve altyapı tesisleri zarar görmüş durumda. Köy sakinleri, her an yeni bir saldırının olabileceği korkusuyla yaşadıklarını ifade ediyor.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre, çatışmalar nedeniyle Güney Lübnan'da yaklaşık 100 bin kişi yerinden edilmiş durumda. Bu insanların çoğu, Beyrut ve Sayda'nın güneyindeki kamplarda zor koşullarda yaşıyor. Mansuri köyü ise bu göç dalgasından en çok etkilenen yerleşim yerlerinden biri. Köyün muhtarı, 'İnsanlar evlerine dönmek istiyor ancak güvenlik endişeleri nedeniyle bu mümkün değil' diyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki jeopolitik çıkarları açısından önem taşıyor. Lübnan'ın istikrarsızlığı, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının güvenliğini ve bölgesel güç dengelerini doğrudan etkiliyor. Türkiye, geçmişte Lübnan'a insani yardım sağlamış ve siyasi istikrarın sağlanması için girişimlerde bulunmuştur. Ayrıca, İsrail ile Lübnan arasındaki gerilimin artması, bölgedeki diğer aktörler arasındaki hatları da derinleştirebilir. Türkiye'nin, bölgesel krizlere çözüm bulmak için diplomatik inisiyatif almaya devam etmesi ve Lübnan'ın toprak bütünlüğünün korunmasına destek vermesi bekleniyor.