ABD ordusu, İran'a bağlı hedeflere yönelik 'güçlü' saldırılar gerçekleştirdi. Bu saldırılar, Irak ve Suriye'deki üslere yönelik saldırılar ile Ürdün'deki askeri üsse düzenlenen ve üç Amerikan askerinin ölümüyle sonuçlanan insansız hava aracı (İHA) saldırısının ardından geldi. Saldırılar, bölgede yaklaşık bir haftadır süren görece sakinliğin ardından gerilimi yeniden tırmandırdı ve diplomatik çözüm umutlarını azalttı.
Gelişmenin arka planı
ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, saldırıların İran Devrim Muhafızları Ordusu'na (IRGC) ve onlara bağlı milislere ait hedeflere yönelik olduğu belirtildi. Açıklamada, 'Bu saldırılar, ABD güçlerine yönelik saldırılara karşı misilleme niteliğindedir ve bölgesel istikrarı tehdit eden grupları hedef almaktadır' ifadelerine yer verildi.
ABD Başkanı Joe Biden, saldırılarla ilgili yaptığı açıklamada, 'ABD topraklarımıza ve personelimize yönelik saldırılara kayıtsız kalmayacağız. Bu saldırılar, İran'ın bölgedeki vekil güçlerine verdiği desteği engellemeye yöneliktir' dedi. Biden ayrıca, 'Gerektiğinde daha fazla adım atmaya hazırız' diyerek ABD'nin askeri seçenekleri masada tuttuğunu ima etti.
Saldırıların kapsamına ilişkin ayrıntılı bilgi verilmezken, bazı haber kaynakları hedeflerin İran'ın doğusundaki Kirman eyaleti ve batısındaki İlam eyaletinde yer aldığını öne sürdü. Yerel kaynaklar, en az 10 ayrı noktanın vurulduğunu ve saldırılarda İran yapımı füzeler ve insansız hava araçları kullanıldığını aktardı.
İran tarafından yapılan ilk açıklamada, saldırıların 'ağır ve yıkıcı' olduğu belirtilirken, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, 'İran topraklarına yönelik her türlü saldırıya kararlılıkla cevap vereceğiz' ifadelerini kullandı. İran'ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Emir Said İrevani ise, BMGK'ya gönderdiği mektupta, 'Bu saldırı uluslararası hukukun açık bir ihlalidir ve İran meşru müdafaa hakkını saklı tutar' dedi.
Bölgesel veya küresel boyut
ABD'nin saldırıları, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan dengeleri daha da bozma riski taşıyor. İsrail'in Gazze'deki Hamas'a yönelik saldırıları, Yemen'deki Husi isyancıların Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıları ve İran destekli milislerin Irak ve Suriye'deki ABD üslerini hedef alması, bölgesel bir çatışmanın fitilini ateşlemiş durumda.
Uzmanlar, ABD'nin bu saldırılarının, İran'ı caydırmakla birlikte bölgesel bir savaşa dönüşme riskini de artırdığını belirtiyor. Washington'daki Orta Doğu Enstitüsü'nden araştırmacı Charles Lister, 'ABD'nin bu hamlesi, müttefikleri üzerinde caydırıcılık sağlamakla birlikte, İran'ın vekil güçleri üzerindeki kontrolünün zayıfladığı bir ortamda yeniden misilleme dalgasına yol açabilir' değerlendirmesinde bulundu.
Öte yandan, BM ve bazı Avrupa ülkeleri, tarafları itidale çağırırken, İngiltere, Fransa ve Almanya ortak bir açıklama yaparak 'bölgesel istikrarın korunması ve diplomatik çözümlerin önceliklendirilmesi' çağrısında bulundu. Rusya ise, ABD'yi 'uluslararası hukuku ihlal etmek ve bölgeyi kaosa sürüklemek'le suçladı.
Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, 'Bölgedeki ülkelerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiği' vurgulanarak, 'tansiyonun düşürülmesi için taraflara diyalog çağrısı' yapıldı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Orta Doğu'daki gelişmeleri yakından izlemekle birlikte, bu çatışmanın kendi güvenliğine doğrudan bir tehdit oluşturmadığını değerlendirmektedir. Ancak, olası bir geniş çaplı bölgesel savaş, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları üzerinde risk oluşturabilir. Ayrıca, İran ile komşu olan Türkiye, bu tür saldırıların ardından sınır güvenliği önlemlerini gözden geçirebilir. Türkiye'nin, bölgedeki istikrarsızlığın kendi iç güvenliğine yansımaması için diplomatik girişimlerde bulunması beklenir. Bu süreçte Türkiye'nin, hem ABD hem de İran ile diyaloğunu sürdürmesi, bölgedeki dengeleri gözetme politikası açısından önem arz etmektedir.