İsrail güçlerinin Gazze Şehri'ndeki Şati Mülteci Kampı'na düzenlediği hava saldırıları, bölgede onlarca ailenin evlerini terk etmesine yol açtı. Saldırılarda çok sayıda bina alev alırken, bölgeden yükselen dumanlar kilometrelerce uzaktan görüldü. Görgü tanıkları, saldırıların gece boyunca şiddetli şekilde devam ettiğini ve aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu çok sayıda kişinin yaralandığını bildirdi. Filistinli sağlık yetkililerine göre, saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısı henüz netleşmedi, ancak ölü sayısının artmasından endişe ediliyor. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) yetkilileri, kampın yoğun nüfuslu bir bölge olduğuna dikkat çekerek, saldırıların sivil halk üzerindeki etkisinin "yıkıcı" olduğunu ifade etti.
Saldırıların Arka Planı ve Şati Kampı
Gazze Şeridi'nin kuzeyinde, Gazze Şehri'nin batı kıyısında yer alan Şati Mülteci Kampı, 1948'deki Nakba'dan bu yana Filistinli mültecilere ev sahipliği yapıyor. Kamp, adını Arapça'da "sahil" anlamına gelen "şati" kelimesinden alıyor. Bir milyondan fazla Filistinlinin yaşadığı Gazze Şeridi'ndeki yoğun nüfuslu kamplardan biri olan Şati, İsrail'in son saldırılarında yine hedef oldu. İsrail ordusu, kampın "Hamas'ın askeri altyapısını barındırdığını" öne sürerken, Filistinli yetkililer ve sivil toplum örgütleri, saldırıların orantısız güç kullanımı olduğunu ve sivil kayıplara yol açtığını savunuyor. Saldırılar sonucu kampın bazı bölgeleri enkaz yığınına dönerken, elektrik ve su hatları da büyük hasar gördü. İsrail'in ablukası nedeniyle zaten zor koşullarda yaşayan bölge halkı, şimdi de evsiz kaldı. Yerinden edilen aileler, Birleşmiş Milletler okullarına ve geçici barınma merkezlerine sığınmaya çalışıyor. UNRWA, acil insani yardım çağrısında bulunarak, bölgeye gıda, ilaç ve barınma malzemesi ulaştırılması gerektiğini vurguladı. Saldırılar, uluslararası toplumun Gazze'deki insani durumun iyileştirilmesi yönündeki çağrılarına rağmen devam ediyor.
Son Saldırıların Küresel Yansımaları ve Tepkiler
İsrail'in Şati Kampı'na yönelik saldırıları, bölgesel ve küresel düzeyde geniş yankı uyandırdı. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) saldırıyı kınayan açıklamalar yaparken, Avrupa Birliği (AB) iletişim temsilcisi, sivil kayıpların "kabul edilemez" olduğunu belirtti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, saldırıları görüşmek üzere olağanüstü toplantı çağrısında bulundu. ABD, İsrail'in kendini savunma hakkını desteklediğini ancak sivil kayıpların önlenmesi konusunda hassasiyet gösterilmesi gerektiğini ifade etti. Mısır, ateşkes için arabuluculuk çabalarını sürdürdüğünü açıkladı. Bu saldırılar, Gazze'de Mayıs 2021'de yaşanan 11 günlük çatışmanın ardından yaşanan en şiddetli çatışma olarak değerlendiriliyor. Bölgede tansiyonun yükselmesi, Doğu Akdeniz'de enerji kaynakları üzerindeki rekabeti ve bölgesel dengeleri de olumsuz etkiliyor. Gözlemciler, çatışmaların Lübnan ve Suriye'deki aktörlere sıçrama riskine dikkat çekiyor. Ayrıca, uluslararası toplumun Gazze'ye yönelik insani yardımlarını kesme tehditleri, bölgedeki insani krizi daha da derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki bu saldırılar, Türkiye'nin yakından izlediği bir gelişmedir. Türkiye, geçmişte olduğu gibi Filistin davasını destekleme ve bölgede istikrarın sağlanması için aktif diplomasi yürütme politikasına sahiptir. Bu olay, Türk dış politikasının Orta Doğu'daki önceliklerini yeniden gündeme getiriyor: Filistinlilerin haklarının korunması, insani yardımların ulaştırılması ve iki devletli çözümün teşvik edilmesi. Türkiye ayrıca bölgede istikrarsızlığın artmasının, sınır komşuları ve bölgesel güç dengesi üzerinde doğrudan etkileri olabileceğini değerlendirmektedir. Öte yandan, Ankara'nın İsrail ile son dönemde normalleşme çabaları içinde olduğu hatırlanmalı; ancak bu çabalar, Filistinli sivil kayıplar konusunda Ankara'nın tavrını yumuşatmayacağa benziyor. Türkiye'nin insani yardım kuruluşları aracılığıyla Gazze'ye yardım ulaştırma çabaları da sürecektir.