Washington merkezli düşünce kuruluşlarının son analizlerine göre, İran ile süregelen "ne savaş ne barış" durumu, ABD'nin enerji sektörünün küresel hakimiyetini pekiştiriyor. Basra Körfezi'ndeki istikrarsızlık, petrol fiyatlarını yüksek tutarak ABD'li kaya gazı üreticilerine avantaj sağlarken, İsrail'in bölgesel güvenlik pozisyonunu da güçlendiriyor. Uzmanlar, bu durumun kısa vadede değişmesinin zor olduğunu belirtiyor.
Körfez'deki Güvensizlik ve ABD Enerji Stratejisi
Basra Körfezi, dünya petrol rezervlerinin yaklaşık üçte ikisine ev sahipliği yapıyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar ve Irak gibi ülkelerin petrol ihracatı, Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşiyor. İran ile ABD arasındaki gerilim, bu boğazın güvenliğini sürekli tehdit ediyor. Ancak bu tehdit, ABD'nin enerji bağımsızlığına giden yolda itici bir güç haline gelmiş durumda. Son on yılda ABD, kaya gazı ve petrol üretimini rekor seviyelere çıkararak net enerji ihracatçısı konumuna yükseldi. 2023 itibarıyla ABD, günlük 13 milyon varilin üzerinde ham petrol üretimiyle Suudi Arabistan ve Rusya'yı geride bıraktı. Bu üretim artışında, Orta Doğu'daki istikrarsızlığın petrol fiyatlarını yüksek tutması önemli bir rol oynadı. Yüksek fiyatlar, ABD'li kaya petrolü üreticilerinin maliyetlerini karşılamasını ve kârlılıklarını artırmasını sağladı.
İran ile yaşanan "ne savaş ne barış" hali, tam da bu dengeyi koruyor. Açık bir savaş, petrol arzında büyük bir kesintiye yol açarak fiyatları aşırı yükseltir ve küresel ekonomiyi sarsar. Tam bir barış ise İran petrolünün piyasaya dönmesiyle fiyatları düşürür ve ABD'li üreticileri zor durumda bırakır. Dolayısıyla mevcut belirsizlik, ABD için ideal bir senaryo oluşturuyor. Washington, İran'a yönelik yaptırımları sürdürerek Tahran'ın petrol ihracatını kısıtlıyor, ancak askeri bir çatışmadan da kaçınıyor. Bu strateji, hem İsrail'in güvenliğini sağlıyor hem de ABD enerji sektörünün küresel pazardaki payını artırıyor.
Öte yandan, Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, ABD'nin güvenlik şemsiyesine olan bağımlılıklarını sürdürüyor. Son yıllarda Çin ile ilişkilerini geliştirseler de, askeri olarak hâlâ ABD'ye bağımlılar. Bu bağımlılık, ABD'nin bölgedeki enerji kaynaklarını kontrol etmesine ve küresel enerji fiyatlarını yönlendirmesine olanak tanıyor. Ayrıca, İsrail'in Arap ülkeleriyle normalleşme anlaşmaları (İbrahim Anlaşmaları) da ABD'nin bölgesel mimarisini güçlendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Körfez'deki istikrarsızlık sadece enerji piyasalarını değil, aynı zamanda küresel jeopolitik denklemleri de etkiliyor. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sonrası Avrupa, Rus gazından uzaklaşarak ABD'den sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatına yöneldi. Bu da ABD'nin enerji ihracatını artırdı. 2022'de ABD, dünyanın en büyük LNG ihracatçısı haline geldi. Körfez'deki istikrarsızlık, Avrupa'nın enerji güvenliği endişelerini artırarak ABD LNG'sine olan talebi yükseltiyor. Benzer şekilde, Asya ülkeleri de enerji arz güvenliği için ABD'ye yöneliyor.
Çin, İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda. ABD yaptırımlarına rağmen Çin, İran'dan petrol almaya devam ediyor. Bu durum, ABD-Çin rekabetinde önemli bir kaldıraç oluşturuyor. ABD, İran petrolünü kısıtlayarak Çin'in enerji arzını sıkıştırabiliyor. Ancak bu, aynı zamanda Çin'i alternatif kaynaklara yönlendiriyor. Yine de ABD'nin Körfez'deki askeri varlığı, bu denklemi kendi lehine çevirmesini sağlıyor.
İsrail açısından bakıldığında, İran'ın nükleer programı ve bölgesel yayılmacılığı, İsrail'in güvenlik kaygılarını artırıyor. ABD'nin İran'a karşı sert tutumu, İsrail'in bölgedeki stratejik konumunu güçlendiriyor. Son dönemde İsrail, Doğu Akdeniz'de doğal gaz keşifleriyle enerji ihracatçısı olma yolunda ilerliyor. Bu da ABD'nin bölgesel enerji stratejisiyle uyumlu. İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs ile enerji işbirliği yaparak Avrupa'ya gaz satmayı planlıyor. Bu projeler, ABD'nin desteğiyle hayata geçiriliyor.
Ancak bu durumun riskleri de var. İran ile tansiyonun kontrolden çıkması, Hürmüz Boğazı'nda bir çatışmaya yol açabilir ve petrol fiyatlarını varil başına 200 doların üzerine çıkarabilir. Bu da küresel resesyonu tetikleyebilir. Ayrıca, ABD'nin enerji hakimiyeti, diğer ülkelerin tepkisini çekiyor. Avrupa ve Asya, enerji arzında ABD'ye aşırı bağımlı hale gelmek istemiyor. Bu nedenle, yenilenebilir enerjiye yatırımlar artıyor. Uzun vadede, ABD'nin enerji hakimiyeti, yeşil enerji dönüşümü ile sarsılabilir. Ancak kısa ve orta vadede, Körfez'deki güvensizlik ABD'nin lehine işlemeye devam edecek gibi görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük kısmını ithal eden bir ülke olarak Körfez'deki istikrarsızlıktan doğrudan etkileniyor. İran ile ticari ilişkileri olan Türkiye, ABD yaptırımları nedeniyle zorlanıyor. Öte yandan, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji arayışları ve İsrail ile normalleşme süreci, bölgesel denklemde yeni fırsatlar yaratabilir. Ancak Körfez'deki olası bir çatışma, petrol fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin enerji faturasını artırır ve ekonomik istikrarı tehdit eder. Ayrıca, ABD'nin enerji hakimiyeti, Türkiye'nin enerji arz güvenliği için alternatif kaynaklar bulma ihtiyacını daha da önemli kılıyor. Türkiye, hem İran hem de Körfez ülkeleriyle dengeli ilişkiler kurarak bu riskleri yönetmeye çalışmalı.