Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin (DRC) doğusunda, yıllardır süren silahlı çatışmaların ortasında, sağlık çalışanları ölümcül Ebola virüsüne karşı amansız bir mücadele veriyor. Salgının merkez üssü olan Kuzey Kivu ve İturi eyaletlerinde, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve yerel sağlık ekipleri yeni tedavi merkezleri açmak ve test kapasitesini artırmak için zamana karşı yarışıyor. Ancak bölgedeki istikrarsızlık, güvensizlik ve altyapı eksiklikleri, virüsle mücadeleyi neredeyse imkansız kılıyor. 2018'de başlayan ve halen kontrol altına alınamayan salgında, şu ana kadar 3.000'den fazla vaka tespit edildi ve 2.000'den fazla kişi hayatını kaybetti.
Yıllardır Süren Savaş ve Ebola'nın Kesişimi
Kuzey Kivu, on yılı aşkın süredir aralarında M23, ADF gibi silahlı grupların da bulunduğu milislerin kontrolü için savaştığı bir bölge. Bu çatışmalar, sağlık altyapısını neredeyse tamamen tahrip etti. Bölgedeki hastaneler ya yetersiz donanımlı ya da çatışmalar nedeniyle kullanılamaz durumda. Sağlık çalışanları, Ebola tedavi merkezlerine gitmek için tehlikeli bölgelerden geçmek zorunda kalıyor. Ayrıca, halk arasında Ebola'ya karşı aşı ve tedavi çalışmalarına yönelik güvensizlik hakim. Birçok kişi, sağlık ekiplerinin virüsü yaydığı veya hastaları öldürdüğü yönündeki yanlış bilgilere inanıyor. Bu nedenle, hasta yakınları bazen tedavi merkezlerine saldırılar düzenliyor. 2020'de bir tedavi merkezine düzenlenen saldırıda en az 5 sağlık çalışanı hayatını kaybetmişti.
WHO ve partner kuruluşlar, salgını kontrol altına almak için 200.000'den fazla kişiyi aşıladı. Ancak yeni vakalar ortaya çıkmaya devam ediyor. Son olarak Temmuz 2023'te M23 isyancılarının saldırıları nedeniyle binlerce kişi yerinden edildi. Bu durum, virüsün yayılma riskini daha da artırıyor. Sağlık ekipleri, kamplarda yaşayan yerinden edilmiş kişilere ulaşmak için büyük çaba sarf ediyor. Ancak güvenlik eksikliği, çalışmaları sürekli olarak sekteye uğratıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kongo'daki Ebola salgını, sadece bölgesel değil, küresel bir tehdit oluşturuyor. DRC'nin doğusu, Uganda, Ruanda ve Burundi gibi komşu ülkelerle sınır paylaşıyor. Bu sınırlar, yoğun nüfus hareketliliği nedeniyle virüsün yayılması için potansiyel bir geçiş noktası. Nitekim 2019'da Uganda'da da birkaç vaka tespit edilmişti. Bu nedenle, komşu ülkeler daha önceki salgın deneyimlerinden yararlanarak sınır kontrollerini artırdı ve hazırlık ekipleri oluşturdu. Ancak bölgesel istikrarsızlık, iş birliğini zora sokuyor. Ayrıca, DRC'nin geniş ve zorlu coğrafyası, lojistik desteği büyük bir meydan okuma haline getiriyor.
Küresel düzeyde, WHO ve uluslararası toplum salgını kontrol altına almak için milyonlarca dolar harcadı. Ancak fon yetersizliği ve siyasi irade eksikliği, mücadeleyi zayıflatıyor. Özellikle COVID-19 pandemisi sonrası sağlık sistemleri üzerindeki baskı, kaynakların sınırlı olmasına neden oldu. Uzmanlar, Ebola'ya karşı etkili bir mücadele için yerel sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi ve toplum temelli yaklaşımların benimsenmesi gerektiğini vurguluyor. Aksi halde virüs, yıllarca bölgede varlığını sürdürebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kongo'daki Ebola salgını, Türkiye'nin Afrika Boynuzu ve Sahra Altı Afrika'ya yönelik artan ilgisi bağlamında önemli bir gelişme. Türkiye, DRC'de özellikle sağlık ve insani yardım alanında faaliyet gösteriyor. Salgının yayılması, bölgesel istikrarı tehdit ederken, Türkiye'nin bu bölgedeki yatırım ve diplomatik ilişkilerini de etkileyebilir. Ayrıca, Ebola gibi salgın hastalıkların küresel sağlık güvenliği üzerindeki etkisi, Türkiye'nin uluslararası iş birliği ve sağlık diplomasisi politikaları açısından değerlendirilmeli. Türkiye'nin bu tür salgınlarla mücadelede deneyimi ve kapasitesi, bölge ülkeleriyle iş birliğini artırabilir.