Kolombiya'da Pazar günü yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu, ülkenin silahlı gruplarla mücadelesinde kritik bir dönemeç olarak görülüyor. Seçmenler, güvenlik endişeleri ve çatışma uyarıları gölgesinde sandık başına giderken, iki aday arasındaki en belirgin fark, bu gruplarla nasıl başa çıkılacağı konusunda ortaya çıkıyor. Anketlerde önde giden aday, barış görüşmeleri yerine yoğun askeri operasyonları savunurken, rakibi diyalog ve müzakereyi önceliyor.
Gelişmenin arka planı
Kolombiya, 2016 yılında FARC gerillalarıyla imzalanan tarihi barış anlaşmasına rağmen, Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) ve diğer silahlı grupların faaliyetleri nedeniyle şiddet olaylarından kurtulamıyor. Son yıllarda uyuşturucu kaçakçılığı ve yasa dışı madencilikle bağlantılı çatışmalar kırsal bölgelerde yeniden tırmanışa geçti. Seçimlerin ilk turunda hiçbir aday yüzde 50 barajını aşamayınca, ikinci turda yarışacak iki isim belirlendi: sağ popülist aday ve sol koalisyonun temsilcisi.
Önde giden aday, seçim kampanyasında “sert güvenlik” söylemini benimseyerek, silahlı gruplara karşı topyekûn bir savaş ilan edeceğini ve askeri harcamaları artıracağını vaat ediyor. Buna karşılık, rakibi ise “kapsamlı barış” politikasıyla, sosyal eşitsizlikleri gidermeye ve silahlı gruplarla müzakere masasına oturmaya odaklanıyor. Analistlere göre, seçim sonucu sadece Kolombiya'nın iç güvenliğini değil, aynı zamanda bölgesel istikrarı da etkileyebilir.
Ülkede artan cinayet oranları ve yerinden edilme vakaları, seçmenlerin kafasını karıştırıyor. Özellikle Pasifik kıyısındaki bölgelerde silahlı grupların kontrolü sık sık el değiştiriyor. Seçmenlerden Juan Carlos, “Oğlumu kaçırdılar, fidye ödedik ama geri gelmedi. Artık barış istemiyorum, sadece güvenlik istiyorum” diyerek, askeri çözüm çağrılarına destek veriyor. Öte yandan, insan hakları savunucuları, askeri operasyonların sivil kayıpları artırabileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Kolombiya seçimleri, Latin Amerika'nın siyasi yöneliminde de bir belirleyici olarak görülüyor. Brezilya, Arjantin ve Şili'de sol eğilimli hükümetlerin iş başına gelmesi, bölgede kırmızı bir dalgadan söz edilmesine yol açmıştı. Kolombiya'da sağcı bir adayın kazanması, bu eğilimi tersine çevirebilecek bir denge unsuru olarak değerlendiriliyor. ABD ise, Kolombiya'nın uyuşturucuyla mücadeledeki kilit rolü nedeniyle seçimi yakından izliyor. Geçmişte FARC karşıtı operasyonlara büyük mali destek sağlayan Washington, önde giden adayın sert çizgisini olumlu karşılayabilir.
Ancak, barış yanlısı adayın kazanması halinde, ELN ile yeniden müzakere süreci başlatılabilir. Bu durum, Venezuela sınırındaki istikrarsızlığa yeni bir boyut ekleyebilir. Zira ELN'nin Venezuela hükümetiyle bağlantılı olduğu iddiaları sıkça gündeme geliyor. Bölgesel güçlerden Meksika ve Brezilya, Kolombiya'daki gelişmeleri kendi güvenlik politikaları için örnek alabilecek. Özellikle organize suçla mücadele stratejileri, seçim sonrasına göre şekillenebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kolombiya seçimleri, Türkiye'nin Latin Amerika ile artan ticari ve diplomatik ilişkileri açısından önem taşıyor. Türkiye, Kolombiya ile savunma sanayii işbirliğini geliştirme potansiyeli taşıyor; özellikle insansız hava araçları ve kara araçları alanında ortak projeler gündemde. Seçim sonucu, bu işbirliklerinin geleceğini etkileyebilir. Ayrıca, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede Türkiye'nin deneyimi, Kolombiya'ya yeni bir perspektif sunabilir. Küresel ölçekte ise, Kolombiya'daki güvenlik politikalarının değişmesi, uyuşturucu ticaret yollarını ve uluslararası suç ağlarını etkileyerek Türkiye'yi de dolaylı yoldan etkileyebilir.