Yemen hükümet güçleri, Kızıldeniz kıyısındaki stratejik noktalarda kayıplar vermesine rağmen, Husilerin ilerleyişini durdurmayı başardı. Hava saldırıları ve zorlu arazi koşulları, Husilerin kıyıdaki kazanımlarını geniş bir atılıma dönüştürmesini engelliyor. Ülkenin batısında, Kızıldeniz kıyısı boyunca uzanan cephe hattında son haftalarda yoğunlaşan çatışmalar, Yemen iç savaşının seyrini yeniden şekillendiriyor.
Çatışmanın Arka Planı
Yemen'de 2014'ten bu yana süren iç savaşta İran destekli Husi güçleri, başkent Sana'a ve çevresinin büyük bölümünü kontrol ediyor. Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun desteklediği Yemen hükümet güçleri ise ülkenin güney ve doğu bölgelerinde varlık gösteriyor. Kızıldeniz kıyısı, hem insani yardım koridorları hem de stratejik askeri üsler açısından kritik öneme sahip. Son aylarda Husiler, kıyı şeridinde ilerleyerek önemli liman kentlerine yaklaşmış, ancak hükümet güçleri ve koalisyon hava güçleri karşısında ağır kayıplar vermişti.
Hükümet güçleri, son kayıplara rağmen savunma hatlarını koruyor. Askeri kaynaklara göre, Husilerin kıyı boyunca ilerleme girişimleri, koalisyon uçaklarının düzenlediği hava saldırıları ve dağlık arazinin sağladığı doğal savunma avantajı sayesinde püskürtüldü. Husiler, son haftalarda birkaç köyü ele geçirse de, stratejik liman kentleri hükümet kontrolünde kalmaya devam ediyor. Bu durum, Husilerin Kızıldeniz'deki deniz ticaret yollarını tehdit etme kapasitesini sınırlıyor.
Uzmanlar, Husilerin kıyıdaki ilerleyişinin durdurulmasında en önemli faktörün hava gücü olduğunu belirtiyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne ait savaş uçakları, Husi mevzilerini ve ikmal hatlarını vurarak ilerlemeyi yavaşlatıyor. Ayrıca, Yemen'in batısındaki dağlık coğrafya, zırhlı araçların ve ağır silahların hareketini kısıtlıyor. Husi güçleri, bu zorlu koşullarda kıyı şeridinde kalıcı üstünlük sağlamakta zorlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kızıldeniz, küresel ticaretin yaklaşık %12'sinin geçtiği kritik bir su yolu. Husilerin kıyıdaki ilerleyişi, Bab-el Mendeb Boğazı'nı tehdit ederek uluslararası deniz trafiğini riske atıyor. Son aylarda Husi saldırıları nedeniyle birçok gemi rotasını değiştirmek zorunda kaldı, sigorta maliyetleri arttı ve küresel tedarik zincirlerinde gecikmeler yaşandı. ABD ve müttefikleri, Kızıldeniz'de deniz güvenliğini sağlamak için ek kuvvet konuşlandırdı. Ancak Husilerin kıyıdaki ilerleyişinin durdurulması, bu tehdidin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor; Husiler hâlâ balistik füze ve insansız hava araçlarıyla deniz hedeflerini vurabiliyor.
Yemen hükümet güçlerinin savunmadaki başarısı, Suudi Arabistan ve BAE'nin bölgedeki askeri varlığını sürdürmesine bağlı. Ancak bu ülkelerin Yemen'deki uzun süreli angajmanı, kendi ekonomik ve askeri kaynaklarını zorluyor. Ayrıca, Yemen'deki insani kriz her geçen gün derinleşiyor; milyonlarca insan yardıma muhtaç durumda. Kızıldeniz kıyısındaki çatışmalar, insani yardımların ulaştırılmasını da engelliyor.
Uluslararası toplum, Yemen'de kalıcı bir ateşkes için diplomatik çabalarını sürdürüyor. Birleşmiş Milletler, taraflar arasında müzakereleri yeniden başlatmaya çalışıyor. Ancak sahada askeri dengelerin değişkenliği, siyasi çözümü zorlaştırıyor. Husilerin kıyıdaki ilerleyişinin durdurulması, hükümet güçlerinin elini güçlendirse de, savaşın genel gidişatı belirsizliğini koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki çatışmalar ve Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Kızıldeniz, Türkiye'nin Asya ve Afrika'ya açılan deniz ticaret yollarının önemli bir parçası. Husilerin deniz trafiğine yönelik saldırıları, Türk ihracatçıları için ek maliyet ve gecikme riski oluşturuyor. Ayrıca, Türkiye'nin Suudi Arabistan ve BAE ile olan ilişkileri, Yemen politikasında denge gözetmesini gerektiriyor. Türkiye, Yemen'de siyasi çözüm ve ateşkes çağrılarını desteklerken, insani yardımlar da ulaştırıyor. Bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz'deki enerji ve ticaret güvenliği stratejilerini de etkiliyor.