Filistinli mahkumları destekleyen sivil toplum kuruluşları, Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin (ICRC) İsrail hapishanelerinde tutulan tüm Filistinli tutuklulara düzenli erişim sağlaması amacıyla “Kızıl Kurdeleler” adıyla bir kampanya başlattı. Orta Doğu merkezli haber sitesi Middle East Eye’ın aktardığına göre, kampanya kapsamında aktivistler, İsrail’in binlerce Filistinliyi keyfi olarak alıkoyduğunu ve işkenceye maruz bıraktığını öne sürüyor. Kampanya, kırmızı kurdele takarak dayanışma gösterilmesini ve sosyal medyada farkındalık yaratılmasını hedefliyor. Özellikle 7 Ekim 2023 sonrası tutuklamaların arttığı belirtilen açıklamada, İsrail’in 4. Cenevre Sözleşmesi’ni ihlal ederek Kızılhaç’ın erişimine izin vermediği vurgulanıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Filistinli Tutukluların Durumu
Filistin Esirler Cemiyeti’ne göre, İsrail hapishanelerinde halen yaklaşık 9.500 Filistinli tutuklu bulunuyor. Bunlar arasında yüzlerce idari tutuklu, yani herhangi bir suçlama veya yargılama olmaksızın alıkonulan kişiler yer alıyor. İsrail, idari tutuklamayı “güvenlik gerekçeleriyle” savunurken, uluslararası insan hakları örgütleri bu uygulamayı keyfi ve hukuka aykırı olarak nitelendiriyor.
Kampanyanın odak noktası, Kızılhaç’ın tutukluları ziyaret edememesi. 1967’den bu yana İsrail işgali altındaki Filistin topraklarında faaliyet gösteren ICRC, daha önce tutuklulara düzenli erişim sağlıyordu. Ancak 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e düzenlediği saldırının ardından İsrail, güvenlik gerekçesiyle Kızılhaç personelinin hapishanelere girişine kısıtlama getirdi. Kampanya, bu kısıtlamaların derhal kaldırılmasını ve uluslararası insancıl hukukun gereği olarak Kızılhaç’ın tüm tutuklulara erişimine izin verilmesini talep ediyor.
İsrail makamları ise Kızılhaç’ın taleplerine yanıt vermekte gecikiyor. Yetkililer, güvenlik önlemlerini gerekçe gösterirken, Filistinli tutukluların aileleri haftalardır sevdiklerinden haber alamadıklarını belirtiyor. Kampanya çerçevesinde düzenlenen protestolarda, “Kızılhaç’a hemen erişim” ve “Tutukluların sesi olun” gibi sloganlar atılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İnsani Hukukun Sınaması
Bu kampanya, yalnızca Filistinli tutukluların durumuna değil, aynı zamanda uluslararası insancıl hukukun (IHL) ihlal edilmesine de dikkat çekiyor. 4. Cenevre Sözleşmesi’nin 126. maddesi, işgalci gücün, korunan kişilere yönelik insani yardım kuruluşlarının erişimine izin vermesini zorunlu kılıyor. İsrail’in bu maddeyi ihlal ettiği iddiası, Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri tarafından da dile getiriliyor.
Kampanya, özellikle Avrupa ve Amerika’daki Filistin dayanışma grupları arasında yankı buluyor. Sosyal medyada #RedRibbons ve #LetThemVisit etiketleriyle yayılan çağrı, uluslararası kamuoyunda baskı oluşturmayı hedefliyor. Ancak İsrail’in güvenlik argümanları karşısında Batılı hükümetlerin tutumu henüz netleşmiş değil.
Bölge genelinde, bu tür kampanyalar İsrail-Filistin çatışmasının insani boyutunu ön plana çıkarıyor. Özellikle Gazze’de devam eden savaşın gölgesinde, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki tutuklamaların artması, tansiyonu yükseltiyor. Filistin yönetimi, uluslararası toplumu İsrail’e baskı yapmaya çağırırken, Hamas ise tutukluların durumunu bir müzakere kozu olarak kullanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına tarihsel olarak güçlü destek veren bir ülke olarak, bu kampanyayı yakından izliyor. Ankara, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Filistinli tutukluların haklarını savunuyor. Ancak kampanyanın Türkiye’nin dış politikasına doğrudan bir etkisi bulunmuyor. Bununla birlikte, Türkiye’nin insani yardım kuruluşları ve sivil toplum örgütleri, benzer konularda Kızılhaç ile işbirliği yaparak bölgesel çözümlere katkı sunabilir. Ayrıca, Türkiye’nin İsrail ile son dönemde normalleşme adımları atması, bu tür insani konularda arabuluculuk rolü üstlenme potansiyelini artırıyor. Kısacası, kampanya Türk kamuoyunda Filistin meselesine ilişkin hassasiyeti canlı tutarken, Ankara’nın uluslararası alandaki insani girişimlerini de destekleyici bir mahiyet taşıyor.