Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı ve ABD’nin İran’a uyguladığı maksimum baskı politikası, büyük güçlerin bölgesel dinamikleri yanlış okuması nedeniyle çıkmaza girdi. Uzmanlara göre, hem Moskova hem de Washington, hedef aldıkları ülkeleri kendi merkeziyetçi ve hiyerarşik dünya görüşleriyle değerlendirerek, yerel direnç kapasitesini ve toplumsal dayanışmayı hafife aldı. Sonuçta, Ukrayna ve İran gibi daha küçük aktörler, büyük güçleri beklenmedik ölçüde maliyetli ve uzun süreli bir çatışmaya sürükledi.
Yanlış Okumanın Anatomisi
Analistler, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal planını yaparken, Kiev’in hızla çökeceği ve halkın direnç göstermeyeceği varsayımına dayandığını belirtiyor. Kremlin, Ukrayna toplumunun siyasi bölünmüşlüğünü ve askeri zafiyetini abartırken, ülkenin milli birlik duygusunu ve Batı’dan alacağı desteği ciddi ölçüde küçümsedi. Benzer şekilde, ABD’nin İran’a yönelik “maksimum baskı” stratejisi, ekonomik yaptırımların rejimi çökerteceği veya müzakere masasına zorlayacağı beklentisine dayanıyordu. Ancak bu strateji, İran’da milliyetçi bir refleks yaratarak rejimi tahmin edilenden daha dirençli hale getirdi ve bölgesel vekil güçler aracılığıyla ABD’ye karşı asimetrik bir savaş kapasitesi geliştirmesine yol açtı.
Carnegie Endowment for International Peace analistlerinden Alexander Gabuev, “Rusya ve ABD, kendi siyasi ve askeri hiyerarşilerini evrensel bir model olarak görüyor. Oysa Ukrayna ve İran gibi toplumlar, daha yatay ve ademi merkeziyetçi bir direniş örgütlenmesine sahip. Bu farkı anlamamak, her iki büyük gücün de stratejilerini boşa çıkardı” dedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Her iki çatışma da küresel güç dengelerini etkilemeye devam ediyor. Ukrayna’daki savaş, NATO’nun genişlemesini hızlandırdı ve Avrupa güvenlik mimarisini kökten değiştirdi. ABD’nin İran’a yönelik politikası ise Orta Doğu’da İsrail-Suudi Arabistan normalleşmesini gölgede bırakırken, Körfez ülkelerinin Çin ve Rusya ile ilişkilerini derinleştirmesine neden oldu. Her iki cephede de büyük güçler, kısa vadeli askeri başarılara rağmen stratejik hedeflerine ulaşamadı. Ukrayna’da savaş iki yılı aşkın süredir devam ederken, İran’daki protesto dalgaları ve yaptırımlar rejimi sarsmadığı gibi, Tahran nükleer programını ilerleterek daha fazla pazarlık gücü elde etti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, her iki çatışmada da arabulucu ve stratejik dengeleyici rolü üstleniyor. Ukrayna savaşında Karadeniz tahıl koridoru anlaşmasına ev sahipliği yaparak kilit bir aktör haline gelen Ankara, İran’a yönelik yaptırımlarda ise Batı ile denge politikası izliyor. Bu gelişme, Türkiye’nin çok kutuplu dünya düzeninde bağımsız dış politika manevra alanını genişlettiğini gösteriyor. Ancak büyük güçlerin bölgesel dinamikleri sürekli yanlış okuması, Türkiye’nin kendi jeopolitik hesaplarını daha dikkatli yapmasını gerektiriyor; zira benzer bir yanılgı, Ankara’nın müdahil olduğu Suriye ve Libya gibi sahalarda da tekrarlanabilir.