Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Karim Khan, cinsel taciz iddiaları nedeniyle bu hafta geçici olarak görevden uzaklaştırıldı. Bu karar, mahkemeyi aylarca sürebilecek ve itibarını zedeleyecek bir sürecin içine çekerken, ABD'nin düşmanlığı ve üye ülkeler arasındaki bölünmeler de derinleşiyor. Lahey merkezli mahkeme, Khan'ın yokluğunda savaş suçları ve insanlığa karşı suçları soruşturma kapasitesini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Olay, UCM'nin zaten kırılgan olan uluslararası meşruiyetini daha da sorgulanır hale getiriyor.
Gelişmenin arka planı
Karim Khan, 2021'den bu yana UCM'nin başsavcısı olarak görev yapıyordu ve özellikle Gazze, Ukrayna ve Sudan gibi kriz bölgelerindeki soruşturmalarıyla tanınıyordu. Ancak, bir kadın çalışanının kendisine yönelttiği cinsel taciz iddiaları üzerine mahkeme içi bir soruşturma başlatıldı. Khan, suçlamaları reddetmesine rağmen, UCM disiplin kurulu tarafından soruşturma süresince geçici olarak görevden alındı. Bu karar, mahkemedeki hukuki süreçlerin aksamasına neden olurken, Khan'ın yürüttüğü kritik dosyalar da belirsizliğe itildi.
UCM, kurulduğu 2002 yılından bu yana birçok skandal ve eleştiriyle boğuştu. En büyük darbe, ABD'nin mahkemeye yönelik düşmanca tutumu oldu. Washington, UCM'nin Amerikan vatandaşlarını yargılama yetkisini tanımıyor ve mahkemeye yaptırımlar uyguluyor. Bu durum, mahkemenin etkinliğini ciddi şekilde sınırlıyor. Khan'ın askıya alınması, ABD'nin UCM'ye yönelik baskılarını artırmasına zemin hazırlayabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Khan'ın liderliğinde UCM, özellikle Rusya'nın Ukrayna'daki savaş suçları ve İsrail'in Gazze'deki operasyonlarıyla ilgili soruşturmaları hızlandırmıştı. Ancak bu soruşturmalar, üye ülkeler arasında derin görüş ayrılıklarına neden oldu. Bazı ülkeler, mahkemenin Batılı güçlere karşı yeterince sert davranmadığını savunurken, diğerleri UCM'nin uluslararası hukukun tarafsız bir temsilcisi olması gerektiğini vurguluyor. Khan'ın askıya alınması, bu bölünmeleri daha da belirgin hale getirecek. Ayrıca, mahkemenin savaş suçlarına ilişkin soruşturma yetkisi, geçici başsavcının atanmasına kadar dondurulmuş durumda. Bu durum, özellikle Gazze'deki insani kriz ve Ukrayna'daki çatışmaların sürdüğü bir dönemde mahkemenin caydırıcılığını zayıflatıyor.
Öte yandan, Khan'ın askıya alınması, UCM'nin reform ihtiyacını da gündeme getirdi. Mahkeme içi denetim mekanizmalarının yetersiz olduğu ve skandalların kurumsal itibarı zedelediği eleştirileri yapılıyor. Bu olay, mahkemenin gelecekte benzer durumları önlemek için daha şeffaf ve hesap verebilir bir yapıya kavuşması gerektiğini ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
UCM'nin bu krizi, Türkiye'nin uluslararası hukuktaki pozisyonunu dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye, UCM'nin kurucu anlaşması olan Roma Statüsü'nü imzalamış ancak onaylamamıştır. Bu nedenle mahkeme, Türkiye'ye karşı doğrudan yargı yetkisine sahip değildir. Ancak Khan'ın askıya alınması, uluslararası ceza adaletinin işleyişine yönelik güveni sarsarak, Türkiye'nin de dahil olduğu bölgesel krizlerde (örneğin Suriye, Libya) hesap verebilirliği zayıflatabilir. Ayrıca, ABD'nin UCM'ye yönelik baskısı, Türkiye-ABD ilişkilerinde Ankara'nın elini güçlendirebilecek bir faktör olarak görülebilir. Zira Washington'un mahkeme ile çatışması, Türkiye'ye benzer bir direnç alanı sunmaktadır. Öte yandan, Türkiye'nin kendi yargı bağımsızlığı konusundaki hassasiyetleri göz önüne alındığında, UCM'nin yaşadığı bu itibar kaybı, Ankara'nın mahkemeyi eleştiren söylemine malzeme sağlayabilir.