Hindistan kontrolündeki Keşmir'de, 1990'lı yıllarda evinden alınıp bir daha haber alınamayan Gulam Nebi Raşid'in ölümü, 30 yıl süren hukuk mücadelesinin ardından resmen tescil edildi. Oğlu Cüneyt Raşid, babasının akıbetini öğrenmek için yıllarca mahkeme koridorlarında savaştı. Geçtiğimiz hafta bir yargıç, Gulam Nebi'nin öldüğüne hükmederek ölüm belgesi düzenlenmesine karar verdi. Bu karar, Raşid ailesi için bir tür kapanış olsa da, Keşmir'de on binlerce kayıp yakınının yaşadığı acıyı ve adalet arayışını bir kez daha gözler önüne serdi.
Kayıp Nesiller: Keşmir'de Çözülmeyen Dosyalar
1990 yılında, Keşmir'de silahlı ayaklanmanın şiddetlendiği dönemde, Gulam Nebi Raşid bir gece evinden alındı. O günden sonra ondan bir daha haber alınamadı. Aile, onun Hint güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındığına ve ardından kaybolduğuna inanıyordu. Yıllar süren davalar, dilekçeler ve protestolar sonuç vermedi. Ancak Cüneyt Raşid pes etmedi. Sonunda, Yargıtay'ın da dahil olduğu hukuk mücadelesi, bir alt mahkemenin resmi ölüm belgesi düzenlemesiyle sonuçlandı.
Bu karar, aile için bir dönüm noktası. Cüneyt Raşid, babasının ölümünü resmileştiren karar sayesinde en azından miras işlemlerini tamamlayabilecek. Ancak asıl soru işareti, kayıp insanların akıbeti. Keşmir'de resmi rakamlara göre 8.000'den fazla kişi kayboldu. Bunların bir kısmı çatışmalarda hayatını kaybetti, bir kısmı toplu mezarlara gömüldü, bir kısmı ise hâlâ nerede olduğu bilinmeyen hapishanelerde. Binlerce aile, sevdiklerinin mezarını bile bilmeden yaşıyor. Ölüm belgesi düzenlenmesi, bu aileler için adaletin yerine gelmesi anlamına gelmiyor; sadece bürokratik bir işlem. Cüneyt Raşid'in ifadesi bu gerçeği özetliyor: "Babamın öldüğünü zaten biliyordum. Ama resmen kabul edilmesi, bir nebze olsun içimi rahatlattı. Ancak gerçek adalet, kayıpların hesabının sorulmasıdır."
Bölgesel ve Küresel Boyut: Hint-Pakistan Geriliminin Gölgesinde
Keşmir meselesi, Hindistan ile Pakistan arasında 1947'den bu yana süren bir ihtilaf. Her iki ülke de Keşmir üzerinde egemenlik iddiasında bulunuyor. Bölge, 1989'dan sonra şiddetli bir ayaklanmaya sahne oldu. Hindistan, ayaklanmayı bastırmak için ağır güvenlik önlemleri uyguladı. Bu süreçte binlerce sivil, çatışmalarda hayatını kaybetti veya kayboldu. Pakistan ise Keşmirli grupları destekledi ve insan hakları ihlallerini sürekli olarak gündeme getirdi. Uluslararası insan hakları örgütleri, Hindistan'ın Keşmir'deki uygulamalarını defalarca kınadı. Ancak Hindistan, kayıp vakalarının çoğunun Pakistan destekli militanlar tarafından gerçekleştirildiğini savunuyor.
Son yıllarda Hindistan'ın Keşmir'deki özel statüyü kaldırması ve bölgeyi doğrudan merkezden yönetmeye başlaması, gerginliği daha da artırdı. Kayıp yakınları, hükümetin konuya duyarsız kaldığını düşünüyor. Cüneyt Raşid'in davası, Keşmir'deki kayıp sorununun yargı yoluyla çözülebileceğine dair zayıf bir umut ışığı olsa da, binlerce ailenin hâlâ beklediği adalet için çok daha kapsamlı bir mekanizmaya ihtiyaç var.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Keşmir konusunda tarihsel olarak Pakistan'a yakın bir duruş sergilemiş ve Birleşmiş Milletler'de Keşmir halkının kendi geleceğini belirleme hakkını desteklemiştir. Bu haber, Türkiye'nin Keşmir'deki insan hakları ihlallerine ve kayıp vakalarına dikkat çekmesi açısından bir fırsat sunuyor. Ancak Türkiye'nin Hindistan ile enerji, savunma ve ticaret alanlarındaki artan ilişkileri, bu tür konularda daha dengeli bir politika izlemesini gerektiriyor. Gelişme, Keşmir sorununun çözümsüzlüğünün bölgesel istikrarı tehdit etmeye devam ettiğini gösteriyor. Türkiye, bu tür olayları kullanarak hem Pakistan ile dayanışmasını gösterebilir hem de uluslararası platformlarda insan hakları vurgusu yapabilir.