Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte uluslararası ilişkilerde hâkim olan ‘kazan-kazan’ söylemi, yerini hızla sıfır toplamlı bir oyun anlayışına bıraktı. Bir zamanlar küreselleşmenin ve serbest ticaretin herkese refah getireceği yönündeki iyimserlik, bugünün jeopolitik ve ekonomik gerçeklerinde nostaljik bir anı olarak kaldı. Bu dönüşüm, sadece söylem düzeyinde değil, aynı zamanda ticaret savaşları, teknoloji rekabeti ve jeopolitik gerilimlerle somutlaşarak küresel ekonomik düzeni yeniden şekillendiriyor.
Kazan-Kazan İyimserliğinden Sıfır Toplamlı Rekabete
1990’ların başında, Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Batılı liderler, serbest piyasa ekonomisinin ve demokrasinin küresel ölçekte yayılacağına inanıyordu. ‘Tarihin sonu’ teziyle de desteklenen bu görüş, uluslararası ticaretin karşılıklı kazanç sağlayacağı bir dünya düzeni öngörüyordu. Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne katılması, Avrupa Birliği’nin genişlemesi ve Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) gibi gelişmeler, bu iyimserliğin somut adımlarıydı.
Ancak 2008 küresel finans krizi, bu algıyı derinden sarstı. Kriz, serbest piyasaların kırılganlığını ve eşitsizliği artırabileceğini gösterdi. Ardından gelen yıllarda, ABD-Çin ticaret savaşları, Brexit, COVID-19 salgınının tedarik zincirlerini kırması ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, kazan-kazan döneminin sona erdiğini ilan eden gelişmeler oldu. Bugün, büyük güçler arasındaki rekabet, ekonomik ilişkileri de giderek bir güç mücadelesi arenasına dönüştürüyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Küresel ekonomi artık karşılıklı bağımlılığın bir tehdit olarak algılandığı bir evrede. ABD, Çin’e yönelik çip ihracat kısıtlamaları ve tarifelerle teknoloji üstünlüğünü korumaya çalışırken; Çin, Kuşak ve Yol Girişimi ile kendi etki alanını genişletiyor. Avrupa Birliği ise ‘açık stratejik özerklik’ adı altında hem ekonomik güvenliğini hem de jeopolitik konumunu güçlendirme arayışında. Rusya’nın enerji kartını kullanması, Avrupa’da enerji arz güvenliğini yeniden gündeme taşıdı.
Bu ortamda, uluslararası kurumlar da işlevsizleşiyor. Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) uzlaşmazlık çözüm mekanizması fiilen çalışmaz hale geldi. IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar, Batılı ülkelerin etkisi altında olduğu gerekçesiyle eleştiriliyor. Gelişmekte olan ülkeler, kendilerini bu yeni düzende daha da savunmasız hissediyor.
Ekonomik göstergeler de bu dönüşümü doğruluyor. Küresel ticaretin GSYH’ye oranı 2008’den bu yana durgun seyrediyor. Doğrudan yabancı yatırımlar, jeopolitik riskler nedeniyle bölgesel yoğunlaşma gösteriyor. Kısa vadeli çıkarlar, uzun vadeli iş birliklerinin önüne geçiyor. Tüm bunlar, ‘kazan-kazan’ın yerini ‘ben kazanayım, sen kaybet’ anlayışının aldığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kazan-kazan döneminin sona ermesi, Türkiye için hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor. Küresel ticaretin parçalanması, Türkiye’nin Avrupa ve Orta Doğu arasındaki köprü konumunu daha da önemli kılabilir. Ancak artan korumacılık, ihracat pazarlarını daraltabilir. Ayrıca, Batı ile Rusya arasındaki denge politikası, sıfır toplamlı oyunun derinleşmesiyle daha da zorlaşabilir. Türkiye, savunma sanayii ve enerji alanında kendi kendine yeterliliği artırarak bu dönüşümden görece güçlü çıkabilir. Yine de, küresel belirsizlik ortamında ekonomik istikrarı korumak için çok yönlü diplomasi ve esnek ticaret stratejileri şart.