Kanada ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler, son dönemde ivme kazanan karşılıklı ziyaretler ve anlaşmalarla yeni bir dönemece girdi. Ottawa ve Brüksel, ticaretten savunmaya, iklimden teknolojiye kadar geniş bir yelpazede işbirliğini derinleştirme arzusunda. Ancak bu yakınlaşmanın sürdürülebilir olması için AB'nin daha esnek davranması gerektiği belirtiliyor. Peki bu 'aşk festivali' nereye kadar gidecek?
İlişkilerin Arka Planı: Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması (CETA)
Kanada ile AB arasındaki ilişkilerin temel taşı, 2017'de geçici olarak yürürlüğe giren Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması (CETA). Anlaşma, gümrük tarifelerinin büyük bölümünü kaldırarak ticaret hacmini önemli ölçüde artırdı. 2023 itibarıyla iki taraf arasındaki mal ticareti 100 milyar Euro'yu aştı. Ancak CETA'nın tam olarak onaylanması hâlâ bazı AB üyesi ülkelerin parlamentolarında bekliyor. Özellikle Fransa, Belçika ve Almanya'da tarım ve çevre standartlarına ilişkin endişeler sürüyor.
Buna rağmen son yıllarda savunma ve güvenlik alanında da adımlar atıldı. Kanada, NATO çerçevesinde Avrupa'daki askeri varlığını artırdı; Letonya'da 1.000'den fazla asker bulunduruyor ve Baltık ülkelerindeki hava polisliğine katkı sağlıyor. Ayrıca Kanada, AB'nin savunma sanayii fonlarına dolaylı olarak katılım yolları arıyor. 2023'te imzalanan 'Kanada-AB Stratejik Ortaklık Anlaşması' ile siyasi diyalog ve kriz yönetimi mekanizmaları güçlendirildi.
AB'nin Esneklik İhtiyacı ve Zorluklar
Kanada'nın AB ile ilişkilerini derinleştirme motivasyonu yüksek. Ottawa, ABD'nin korumacı politikalarından ve Çin'e yönelik artan rekabetten endişe duyuyor. Avrupa ise Kanada'yı benzer düşünen bir ortak olarak görüyor; özellikle kritik mineraller, yeşil teknoloji ve yapay zeka alanlarında işbirliği potansiyeli büyük. Kanada, lityum, kobalt ve nikel gibi kritik minerallerde önemli bir tedarikçi konumunda.
Ancak AB'nin karar alma mekanizmalarındaki yavaşlık ve üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları, ilişkilerin hızını kesebilir. Örneğin, CETA'nın onay süreci tıkandı; tarım ürünleri ve yatırımcı-devlet anlaşmazlık çözümü (ISDS) konularında hassasiyetler var. Ayrıca AB'nin karbon sınır düzenleme mekanizması (CBAM), Kanada'nın bazı ihracat kalemlerini olumsuz etkileyebilir. Brüksel'in, Kanada gibi stratejik ortaklarla ilişkilerde daha pragmatik ve esnek hareket etmesi gerekiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kanada-AB yakınlaşması, geniş bir jeopolitik bağlamda okunmalı. ABD-Çin rekabeti, Rusya'nın Ukrayna işgali ve küresel tedarik zinciri kırılganlıkları, Batılı müttefikleri birbirine daha fazla yaklaştırıyor. Kanada, hem ABD hem de AB ile ticaretini çeşitlendirmeye çalışıyor. AB ise 'açık stratejik özerklik' hedefi doğrultusunda Kanada gibi ortaklarla işbirliğini artırıyor. Bu durum, transatlantik ilişkilerin yeniden dengelenmesi anlamına geliyor.
Öte yandan, Kanada'nın Hint-Pasifik'e yönelik ilgisi ve AB'nin bölgedeki angajmanı, Çin'e karşı ortak bir tutum geliştirmeyi zorlaştırabilir. Kanada, Çin ile ticari ilişkilerini sürdürmek isterken AB daha mesafeli. Yine de iki taraf, Dünya Ticaret Örgütü reformu ve iklim değişikliğiyle mücadelede benzer pozisyonlara sahip.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kanada-AB ilişkilerinin derinleşmesi, Türkiye için hem fırsat hem de zorluklar barındırıyor. Türkiye, AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesini ve vize serbestisi gibi konularda ilerleme bekliyor. Ancak AB'nin Kanada gibi uzak bir ortakla hızla anlaşmalar yaparken Türkiye'ye yönelik kapalı kapılar, Ankara'nın Brüksel'e olan güvenini sarsabilir. Öte yandan Kanada ile Türkiye arasında savunma sanayii ve ticaret alanında işbirliği potansiyeli mevcut. Türkiye, Batılı müttefikler arasındaki bu yakınlaşmayı kendi lehine çevirmek için diplomatik kanalları aktif kullanmalı. Aksi halde, dışlanmışlık hissi Türkiye'nin alternatif arayışlarını hızlandırabilir.