ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson (R-La.), Yüksek Mahkeme’nin 11 Mart 2025 tarihli kararına tepki göstererek, doğuştan vatandaşlık hakkına yeni kısıtlamalar getirme çabalarının anayasaya aykırı bulunmasının Amerika Birleşik Devletleri’ni “ciddi zorluklarla” karşı karşıya bıraktığını belirtti. Johnson, Salı günü Capitol Hill’de düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlarken yaptığı açıklamada, mahkemenin kararının göç politikalarında “tehlikeli bir emsal” oluşturduğunu savundu. Başkan Donald Trump yönetiminin uygulamaya koymak istediği yeni düzenlemeler, ABD topraklarında doğan herkesin otomatik olarak vatandaşlık kazanmasını engellemeyi hedefliyordu. Ancak Yüksek Mahkeme, bu girişimin ABD Anayasası’nın 14. Ek Maddesi’ne açıkça aykırı olduğuna hükmetti.
Kararın arka planı ve hukuki boyutu
Trump yönetimi, 2025 yılının başında yayımladığı bir başkanlık kararnamesiyle, Amerika’da doğan ancak ebeveynleri yasal olmayan yollardan ülkede bulunan çocukların vatandaşlık almasını engellemek istemişti. Söz konusu kararname, 14. Ek Madde’deki “Birleşik Devletler’de doğan ve yargı yetkisine tabi olan herkes” ifadesini dar yorumlayarak, yalnızca en az bir ebeveyni ABD vatandaşı veya daimi oturum izni sahibi olan çocukların vatandaşlık hakkına sahip olacağını öngörüyordu. Bu düzenleme, federal mahkemelerde hemen davalara konu oldu ve birçok eyalet tarafından da yasal yollardan itiraz edildi.
Yüksek Mahkeme, 5-4 oyla aldığı kararda, söz konusu kararnamenin anayasaya aykırı olduğuna ve 14. Ek Madde’nin doğuştan vatandaşlık hakkını açıkça koruduğuna hükmetti. Mahkeme, tarihsel emsallere ve Kurucu Babalar’ın niyetine atıfta bulunarak, “Bu madde, ülkede doğan her bireyin ABD vatandaşı olmasını güvence altına alır. Yönetimin getirdiği yorum, maddenin özünü boşaltmaktadır,” ifadelerini kullandı. Çoğunluk görüşünde, doğuştan vatandaşlığın ABD’nin temel ilkelerinden biri olduğu vurgulandı.
Siyasi yansımalar ve Kongre’deki pozisyonlar
Başkan Johnson’ın tepkisi, Cumhuriyetçi Parti içindeki sert göçmenlik karşıtı kanadın görüşlerini yansıtıyor. Johnson, basın toplantısında mahkeme kararını “ülkemizin göç sistemini düzeltme çabalarına darbe” olarak nitelendirdi. Ayrıca Kongre’nin yasama yoluyla doğuştan vatandaşlık kavramını yeniden tanımlaması gerektiğini savundu. Ancak bu tür bir yasa değişikliği için Anayasa’nın 14. Ek Maddesi’nin değiştirilmesi gerekiyor ki bu da üçte iki çoğunluk ve eyaletlerin dörtte üçünün onayı gibi yüksek bir eşik gerektiriyor.
Demokratlar ise kararı memnuniyetle karşıladı. Senato Çoğunluk Lideri Chuck Schumer (D-N.Y.), “Bu karar, ABD’nin göçmen bir ulus olarak kimliğini teyit etmiştir. Doğuştan vatandaşlık, bu ülkenin kuruluş felsefesinin bir parçasıdır” dedi. Sivil toplum örgütleri de mahkeme kararını “insan hakları için bir zafer” olarak değerlendirdi. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU), Trump yönetiminin kararnamesinin başından beri hukuka aykırı olduğunu belirtti.
Göç politikaları üzerindeki küresel etkiler
Bu karar, yalnızca ABD içinde değil, uluslararası alanda da yankı uyandırdı. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), doğuştan vatandaşlık hakkının uluslararası hukukta da tanınan bir ilke olduğunu hatırlatarak kararı olumlu karşıladı. Avrupa ülkelerinin çoğu, farklı modeller benimsemiş olsa da, ABD’deki bu tartışma göç politikalarının geleceği açısından emsal niteliği taşıyor. Uzmanlar, kararın diğer ülkelerdeki benzer vatandaşlık reformu girişimlerini etkileyebileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmenin Türkiye’ye doğrudan bir yansıması bulunmamakla birlikte, ABD’nin doğuştan vatandaşlık politikalarındaki istikrar, Türk vatandaşlarının ABD’ye göçü ve orada doğacak çocuklarının hukuki statüsü açısından önem taşıyor. Türkiye’den ABD’ye yönelik göç eğilimleri dikkate alındığında, mahkeme kararı Türk kökenli Amerikalılar için bir güvence oluşturuyor. Ayrıca, ABD’deki iç siyasi tartışmaların göçmen karşıtı söylemleri körüklemesi halinde, bu durum Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgesel göç dinamiklerini dolaylı olarak etkileyebilir.