Soğuk Savaş'ın sonlarına doğru Amerika Birleşik Devletleri'nde yükselen 'Japonya Panik'i, dönemin ekonomik ve siyasi söylemlerine damgasını vurmuştu. Bugün ise benzer bir retorik, bu kez Çin Halk Cumhuriyeti hedef alınarak yeniden canlanıyor. Uzmanlara göre, iki ülke arasındaki köklü farklara rağmen, Washington'un Pekin'e yönelik 'tehdit' algısı, neredeyse birebir aynı kalıpları tekrarlıyor. Bu durum, uluslararası ilişkilerde söylemlerin nasıl yeniden üretildiğini ve ekonomik rekabetin jeopolitik gerilimlere nasıl dönüştüğünü gözler önüne seriyor.
Japonya'dan Çin'e: Retoriğin Benzerliği
1980'lerde Japonya'nın hızla büyüyen ekonomisi, ABD'de 'Japonlar dünyayı satın alıyor' korkusunu doğurmuştu. New York'taki Rockefeller Center'ın Japon Mitsubishi'ye satılması, Amerikan kamuoyunda büyük yankı uyandırmış ve 'Japonya tehdidi' söylemini körüklemişti. Dönemin Amerikalı politikacıları, Japonya'yı haksız ticaret uygulamalarıyla suçluyor, teknoloji hırsızlığı iddialarında bulunuyor ve ülkeyi 'farklı kurallarla oynamakla' itham ediyordu.
Bugün ABD'nin Çin'e yönelttiği suçlamalar da aynı temaları işliyor: Haksız ticaret uygulamaları, fikri mülkiyet ihlalleri, teknoloji transferi zorlamaları ve devlet destekli endüstriyel casusluk. Hatta 'Çin tehdidi' söylemi, 1980'lerdeki 'Japonya tehdidi' kadar yaygın. O dönemde olduğu gibi şimdi de ABD, Çin'in yükselişini kendi ulusal güvenliğine tehdit olarak algılıyor ve ticaret savaşlarından teknoloji yaptırımlarına kadar benzer politikalar uyguluyor.
Farklılıklar Nerede?
Ancak iki ülke arasında önemli farklılıklar var. Japonya, Soğuk Savaş döneminde ABD'nin askeri müttefikiydi ve güvenlik garantilerine bağımlıydı. Buna karşın Çin, ABD'ye rakip jeopolitik bir güç olarak yükseliyor. Ayrıca Japonya'nın nüfusu yaşlanırken, Çin hâlâ genç bir işgücüne sahip. Ekonomik büyüklük açısından da Çin, Japonya'nın 1980'lerde olduğundan çok daha büyük bir tehdit olarak algılanıyor. Bu farklılıklara rağmen, Washington'un söylemlerindeki benzerlik dikkat çekiyor. Tarihçi Andrew Barshay'e göre, bu durum ABD'nin yabancı ekonomik rakiplere karşı kullandığı 'öteki'leştirme dilinin bir yansıması.
Küresel Yansımalar
Bu retorik benzerliği sadece ABD-Çin ilişkilerini değil, küresel ekonomik düzeni de etkiliyor. ABD, Çin'e yönelik teknoloji yaptırımları ve ticaret engelleriyle kendi müttefiklerini de bu rekabetin içine çekiyor. Avrupa Birliği ve diğer Asya ülkeleri, ABD'nin Çin'e yönelik politikasına uyum sağlamak zorunda kalıyor. Bu durum, küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesine ve jeopolitik bloklaşmaya yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-Çin rekabetinde denge politikası izlemeye çalışan ülkeler arasında yer alıyor. Ankara, hem NATO müttefiki ABD ile ilişkilerini sürdürüyor hem de Çin ile ekonomik iş birliğini geliştiriyor. Ancak teknoloji ve ticarette 'tercih yapma' baskısı, Türkiye'yi zorlayabilir. Özellikle Çin'in Kuşak ve Yol Projesi'nde yer alan Türkiye, ABD yaptırımlarına maruz kalmamak için hassas bir denge kurmak zorunda. Ayrıca, Türkiye'nin kendi savunma sanayii ve teknoloji hamleleri, bu rekabetten fırsatlar da yaratabilir. Ancak iki süper güç arasındaki gerilimin tırmanması, Türkiye'nin dış politikasını daha da karmaşık hale getirebilir.