Japonya'da iş arayan genç kadınlar, işe alım sürecinde cinsel tacize maruz kalıyor. Son sınıf öğrencileri, başvurularına yardımcı olacakları vaadiyle işe alım uzmanlarının dairelerine davet ediliyor; mezunlarla kahve randevuları düzenleniyor ve şirketin nasıl çalıştığını anlatacakları söyleniyor. Mülakatlarda ise erkek arkadaş, evlilik planları ve cinsel hayatla ilgili uygunsuz sorular soruluyor. Genç kadınlar için iş aramak, uzun süredir tacizle mücadele anlamına geliyor.
Tacizin sistematik boyutu ve sessizlik kültürü
Japonya'da işe alım sürecindeki cinsel taciz, bireysel bir sorun olmaktan çok sistematik bir hal almış durumda. Ülkenin önde gelen üniversitelerinden mezun olan kadınlar, prestijli şirketlerde staj veya iş görüşmesi sırasında tacize uğradıklarını anlatıyor. Ancak çoğu, kariyerlerine zarar gelmesinden korktuğu için sessiz kalıyor. Japonya'da işe alım süreci, geleneksel olarak uzun ve gayri resmi görüşmelere dayanıyor; bu da taciz için uygun bir zemin yaratıyor. Şirketler, genç yetenekleri cezbetmek için düzenledikleri etkinliklerde sınırları belirsizleştiriyor.
Son yıllarda bazı kadınlar seslerini yükseltmeye başladı. 2022'de bir grup kadın avukat, "#MeTooJapan" hareketi kapsamında işe alım tacizine dikkat çekti. Ancak Japonya'da cinsel taciz vakalarının çoğu, şirket içi şikayet mekanizmalarının yetersizliği nedeniyle kayda geçmiyor. Hükümetin 2020'de yürürlüğe koyduğu yeni düzenlemeler, şirketlere taciz önleme politikaları oluşturma zorunluluğu getirse de, işe alım sürecindeki taciz bu kapsamın dışında kalıyor. Uzmanlar, yasanın yetersiz olduğunu ve caydırıcılıktan uzak olduğunu belirtiyor.
Japonya'da kadınların iş gücüne katılımı artmakla birlikte, toplumsal cinsiyet eşitsizliği derin bir sorun olmayı sürdürüyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun 2023 Küresel Cinsiyet Açığı Raporu'nda Japonya, 146 ülke arasında 125. sırada yer aldı. Kadınların yönetici pozisyonlarındaki temsiliyet oranı ise yüzde 10'un altında. Bu tablo, işe alım sürecindeki tacizin neden bu kadar yaygın olduğunu açıklıyor. Şirketler, genç kadınları potansiyel bir "tehdit" olarak görüyor ve onları sindirmeye çalışıyor.
Kampanyalar ve yasal boşluklar
Stajyer avukatlar ve akademisyenlerden oluşan bir grup, "isim ver ve utandır" (name and shame) stratejisiyle tacizci şirketleri ifşa etmeye başladı. Kampanya kapsamında, taciz iddialarının yer aldığı bir veri tabanı oluşturuldu ve çeşitli üniversitelerde farkındalık seminerleri düzenlendi. Ancak Japonya'nın katı iftira yasaları, mağdurların ve aktivistlerin şirketleri açıkça suçlamasını zorlaştırıyor. 2022'de bir kadın, tacizci olduğunu iddia ettiği bir işe alım uzmanı hakkında sosyal medyada paylaşım yaptığı için iftira davasıyla karşılaştı. Dava, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı ve taciz mağdurlarının yalnız olmadığını gösterdi.
Japonya'da işe alım sürecindeki taciz, sadece kadınları değil, aynı zamanda şirket kültürünü de etkiliyor. Taciz iddiaları, şirketlerin itibarını zedeliyor ve yetenekli gençlerin uzak durmasına neden oluyor. Bazı şirketler, işe alım süreçlerini şeffaflaştırmak ve üçüncü taraf denetimi getirmek için adımlar atsa da, bu uygulamalar henüz yaygınlaşmadı. Sivil toplum kuruluşları, hükümeti işe alım tacizini açıkça yasaklayan ve mağdurları koruyan yasal düzenlemeler yapmaya çağırıyor. Ancak muhafazakar iktidar partisi, iş dünyasının tepkisini çekmemek için bu konuda isteksiz davranıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Japonya'daki işe alım tacizi, Asya-Pasifik bölgesinde benzer sorunlarla mücadele eden ülkeler için de bir uyarı niteliğinde. Güney Kore, Çin ve Hindistan gibi ülkelerde de işe alım süreçlerinde cinsel taciz vakaları rapor ediliyor. Ancak Japonya'nın durumu, gelişmiş ekonomisi ve düşük cinsiyet eşitliği performansıyla dikkat çekiyor. Küresel şirketler, Japonya'daki iş ortaklarıyla çalışırken bu tür riskleri göz önünde bulundurmalı. Ayrıca, Japonya'nın uluslararası itibarı, kadın hakları konusundaki tutumu nedeniyle zarar görebilir. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, Japonya'yı cinsiyet eşitliği konusunda daha fazla adım atmaya çağırdı.
Japonya'da işe alım tacizine karşı mücadele, sadece kadın hakları değil, aynı zamanda iş dünyasının geleceği açısından da kritik. Genç yeteneklerin güvenli bir ortamda çalışması, şirketlerin sürdürülebilirliği için şart. Ancak toplumsal cinsiyet normlarının değişmesi zaman alacak. Kampanyacılar, her taciz vakasının ifşa edilmesinin, kültürel değişimi hızlandıracağına inanıyor. "İsim ver ve utandır" stratejisi, Japonya'nın sessizlik kültürüne meydan okuyor ve mağdurlara cesaret veriyor. Önümüzdeki yıllarda, bu hareketin nasıl bir yasal ve toplumsal dönüşüm yaratacağı merakla izleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya'daki işe alım tacizi skandalı, Türkiye için doğrudan bir dış politika meselesi olmasa da, kadın istihdamı ve iş yerinde cinsel taciz konusunda önemli dersler içeriyor. Türkiye'de de kadınların iş gücüne katılımı düşük ve cinsel taciz vakaları yeterince raporlanmıyor. Japonya örneği, yasal düzenlemelerin tek başına yeterli olmadığını, şirket kültürünün ve toplumsal farkındalığın da dönüşmesi gerektiğini gösteriyor. Türkiye, İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesinin ardından kadın hakları konusunda uluslararası eleştirilerle karşı karşıya. Japonya'daki kampanyalar, Türkiye'deki sivil toplum kuruluşları için ilham kaynağı olabilir. Ayrıca, Türk şirketlerinin Japonya ile iş yaparken bu tür riskleri göz önünde bulundurması ve kendi işe alım süreçlerini gözden geçirmesi faydalı olacaktır.