Japonya, Tayvan Boğazı'nda olası bir çatışma riskine karşı savunma planlamasını Çin'e yönelik olarak yeniden şekillendiriyor. Tokyo, potansiyel olarak uzun sürecek bir çatışmaya hazırlanırken hem yurt içinde hem de yurt dışında güvenlik önlemlerini artırıyor. Ancak ülkenin askeri dönüşümünün ne kadar ileri gidebileceği konusunda ekonomik, demografik ve siyasi sınırlamalar bulunuyor. Bu haber, üç bölümlük bir dizinin üçüncü bölümünden derlenmiştir.
Japonya'nın Savunma Stratejisinde Tayvan Faktörü
Japonya'nın savunma politikası, son yıllarda Çin'in artan askeri faaliyetleri ve Tayvan'a yönelik olası bir abluka veya işgal senaryosu etrafında şekilleniyor. Tokyo yönetimi, 2022'de yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesiyle savunma harcamalarını 2027'ye kadar GSYH'nin %2'sine çıkarma taahhüdü verdi. Bu, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Japonya'nın en büyük askeri genişleme planı olarak nitelendiriliyor. Ülke, uzun menzilli füzeler, gelişmiş hava savunma sistemleri ve denizaltı yeteneklerine yatırım yaparak karşı saldırı kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor.
Ancak bu dönüşüm, ciddi yapısal engellerle karşı karşıya. Japonya'nın nüfusu hızla yaşlanıyor ve azalıyor; bu durum askere alınabilecek genç nüfusu daraltıyor. 2023 itibarıyla Japonya Öz Savunma Kuvvetleri (JSDF), hedeflediği personel sayısının yaklaşık %10 altında kaldı. Ayrıca savunma sanayii, nitelikli iş gücü bulmakta zorlanıyor ve tedarik zincirleri küresel dalgalanmalara açık.
Bütçe açısından da sıkıntılar var. Japonya'nın kamu borcu GSYH'nin %260'ını aşmış durumda ve savunma harcamalarındaki artış, sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarıyla rekabet ediyor. Başbakan Fumio Kishida hükümeti, vergi artışları yoluyla finansman sağlamayı planlıyor ancak bu öneri kamuoyunda ve siyasi partiler arasında bölünmeye yol açmış durumda. Muhalefet, savunma harcamalarının şeffaf olmadığını ve ülkenin barışçıl anayasal kimliğini zedelediğini savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Dengeler
Japonya'nın askeri yığınağı, ABD ile ittifakını güçlendirme çabalarının bir parçası. Washington, Çin'in askeri modernizasyonuna karşı Indo-Pasifik bölgesinde müttefikleriyle daha fazla iş birliği yapmayı teşvik ediyor. Japonya, Avustralya, Hindistan ve Güneydoğu Asya ülkeleriyle savunma anlaşmaları imzalayarak bölgesel bir güvenlik ağı oluşturuyor. Ayrıca Tokyo, NATO ile siber güvenlik ve deniz güvenliği alanlarında iş birliğini derinleştirme arayışında.
Ancak bu genişleme, Çin'in tepkisini çekiyor. Pekin, Japonya'nın savunma bütçesindeki artışı "barışçıl kalkınma" ilkesine aykırı buluyor ve bölgede gerilimi tırmandırmakla suçluyor. Kuzey Kore'nin balistik füze denemeleri de Japonya'nın güvenlik endişelerini artıran diğer bir faktör. Tokyo, bu tehditlere karşı hem füze savunma sistemlerini güçlendiriyor hem de ABD ile ortak tatbikatlar düzenliyor.
Japonya'nın savunma dönüşümü, ülkenin pasifist anayasasıyla da çelişiyor. 1947 Anayasası'nın 9. maddesi, Japonya'nın savaş ilan etme ve silahlı kuvvet bulundurma hakkını sınırlıyor. Hükümet, anayasal yorumlarla bu maddeyi esnetmeye çalışsa da, kamuoyunda hâlâ güçlü bir pasifist eğilim var. Son anketler, halkın çoğunluğunun savunma harcamalarındaki artışı desteklediğini ancak doğrudan askeri müdahale konusunda temkinli olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya'nın Çin'e karşı askeri yığınağı, küresel güç dengelerini etkileyerek Türkiye'yi dolaylı yoldan ilgilendiriyor. NATO üyesi olarak Türkiye, Japonya ile savunma sanayii iş birliğini geliştirebilir; özellikle insansız hava araçları ve füze teknolojileri alanında ortak projeler gündeme gelebilir. Ayrıca Asya-Pasifik'teki gerilim, Türkiye'nin savunma ihracatı için yeni pazarlar yaratabilir. Öte yandan, bölgesel istikrarsızlık küresel ticaret yollarını ve enerji fiyatlarını etkileyerek Türkiye ekonomisi üzerinde baskı oluşturabilir. Türkiye, denge politikası izleyerek hem Batı hem de Asya ile ilişkilerini yönetmeye çalışacaktır.