Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, ülkesinin uluslararası sistemdeki konumunu tanımlamak için yeni bir ifade kullandı: “aradaki güç” (power in the middle). Jaishankar, Hindistan’ı geleneksel anlamda bir “orta güç” (middle power) olarak görmediğini belirterek, ülkesinin küresel ekonomide ve diplomaside artık merkezi bir rol oynadığını vurguladı. Bloomberg’in aktardığına göre Jaishankar, bu değerlendirmeyi Hindistan’ın artan ekonomik ağırlığı ve çok kutuplu dünya düzenindeki stratejik konumu üzerinden yaptı.
Hindistan’ın Yükselen Profili ve “Aradaki Güç” Kavramı
Jaishankar’ın “aradaki güç” ifadesi, Hindistan’ın ne Batı bloğuna ne de Çin öncülüğündeki bir gruba tamamen bağlı olmadığını, ancak her iki tarafla da etkileşim içinde olduğunu anlatıyor. Hindistan, son yıllarda dünyanın en hızlı büyüyen büyük ekonomilerinden biri haline geldi. Satın alma gücü paritesine göre dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olan ülke, nominal olarak da ilk beş içinde yer alıyor. Bu ekonomik ağırlık, Yeni Delhi’nin uluslararası kurumlarda ve ticari müzakerelerde daha fazla söz sahibi olmasını sağlıyor.
Jaishankar’ın açıklaması, Hindistan’ın çok taraflı diplomaside artan özgüvenini yansıtıyor. Ülke, G20 dönem başkanlığında küresel ekonomik gündemin şekillenmesinde etkili oldu; ayrıca BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi platformlarda da aktif. Ancak Batı ile ilişkilerini de koruyor; ABD, Japonya ve Avustralya ile Quad ittifakı içinde yer alıyor. Bu denge politikası, Hindistan’ı “aradaki güç” olarak tanımlamayı mümkün kılıyor.
Ekonomik veriler de bu tezi destekliyor: Hindistan’ın dış ticaret hacmi genişliyor, yabancı yatırımlar artıyor ve teknoloji sektörü küresel ölçekte rekabet ediyor. Ülke aynı zamanda enerji güvenliği ve tedarik zinciri çeşitlendirmesi konularında da kritik bir aktör. Jaishankar’ın sözleri, Hindistan’ın sadece bölgesel değil küresel bir güç merkezi olma iddiasını pekiştiriyor.
Çok Kutuplu Dünyada Hindistan’ın Stratejik Konumu
Hindistan’ın “aradaki güç” tanımı, uluslararası ilişkilerdeki güç hiyerarşilerinin yeniden şekillendiği bir dönemde ortaya çıktı. Soğuk Savaş sonrası düzenin yerini çok kutuplu bir yapıya bırakması, orta ölçekli güçlerin manevra alanını genişletti. Ancak Jaishankar, Hindistan’ın bu kategoriye sığmadığını, çünkü ekonomik ve askeri kapasitesinin yanı sıra diplomatik etkisinin de küresel ölçekte hissedildiğini savunuyor.
Hindistan, Rusya-Ukrayna savaşında tarafsız bir tutum izleyerek Batı’nın yaptırımlarına katılmadı; aynı zamanda Çin ile sınır anlaşmazlıklarında askeri caydırıcılığını koruyor. Bu denge, Yeni Delhi’nin hem Batı hem de Doğu ile ilişkilerini sürdürebilmesini sağlıyor. Jaishankar’ın ifadesi, Hindistan’ın arabuluculuk potansiyeline de işaret ediyor: Küresel iklim müzakerelerinden ticaret anlaşmalarına kadar birçok alanda Hindistan’ın onayı olmadan kalıcı çözümler üretmek zorlaşıyor.
Bölgesel düzeyde ise Hindistan, Güney Asya ve Hint-Pasifik’te artan bir etki alanı oluşturuyor. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne karşı alternatif bağlantı projeleri geliştiriyor; Japonya ve Avustralya ile tedarik zinciri dayanıklılığı konusunda işbirliği yapıyor. Bu hamleler, Hindistan’ın sadece ekonomik değil jeopolitik olarak da “merkezde” olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan’ın kendisini “aradaki güç” olarak tanımlaması, Türkiye’nin çok kutuplu dünyadaki konumunu da etkiliyor. Türkiye, benzer şekilde Batı ile Doğu arasında denge politikası izleyen ve “orta güç” kategorisinde değerlendirilen bir ülke. Hindistan’ın yükselişi, küresel ekonomik yönetişimde ve tedarik zincirlerinde yeni fırsatlar yaratabilir. Türkiye, Hindistan ile ticaret hacmini artırma potansiyeline sahip; ancak aynı zamanda Hint-Pasifik’te artan Hindistan etkisi, Türkiye’nin Asya açılımı için rekabet anlamına da gelebilir. Savunma sanayii işbirlikleri ve enerji koridorları projelerinde iki ülkenin ortak çıkarları olabilir. Ayrıca Hindistan’ın çok taraflı platformlardaki ağırlığı, Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi reformu gibi girişimlerinde yeni ittifaklar kurmasını gerektirebilir. Kısacası, Hindistan’ın “merkezde” olduğu bir dünya düzeninde Türkiye’nin de aktif diplomasi ve ekonomik çeşitlendirme stratejilerini gözden geçirmesi kaçınılmaz görünüyor.