İzlanda, Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine yeniden başlanıp başlanmayacağı konusunda bugün sandık başına gidiyor. Cumartesi günü yapılacak referandum, İzlanda'nın AB'ye katılım yolculuğunda kritik bir dönüm noktası olarak görülüyor. Bifröst Üniversitesi Siyaset Profesörü Eiríkur Bergmann, oylamayı “varoluşsal bir soru” olarak nitelendiriyor ve sonucun ülkenin gelecekteki rotasını belirleyeceğini vurguluyor. Halkın önünde iki seçenek duruyor: Kısmen bağımsız bir şekilde Avrupa Ekonomik Alanı İçinde kalmaya devam etmek ya da tam üyelik için Brüksel ile masaya oturmak.
Referandumun Arka Planı
İzlanda, 2009 yılında küresel mali krizin ardından AB üyelik başvurusunda bulunmuş, ancak 2013 yılında müzakereleri tek taraflı olarak dondurmuştu. O dönemde hükümet, balıkçılık ve tarım gibi hassas sektörlerin korunması gerektiğini savunmuştu. Şimdi ise yeni bir hükümet, konuyu yeniden gündeme taşıyarak halkın görüşüne başvurma kararı aldı. Referandum, İzlanda Anayasası'na göre bağlayıcı değil; ancak hükümetin sonraki adımlarını şekillendirmesi bekleniyor.
Profesör Bergmann, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu sadece bir üyelik meselesi değil; aynı zamanda İzlanda'nın kimliği, egemenliği ve uluslararası konumu hakkında bir karar” ifadelerini kullandı. Anketler, toplumun yaklaşık yarıya yakınının AB üyeliğine sıcak bakmadığını, ancak son dönemde ekonomik belirsizliklerin ve işsizlik oranlarındaki artışın bazı seçmenleri yeniden düşünmeye ittiğini gösteriyor.
Ekonomik ve Politik Boyut
İzlanda'nın AB üyeliği, özellikle balıkçılık politikaları açısından büyük bir endişe kaynağı. AB'nin ortak balıkçılık politikası, İzlanda'nın zengin avlanma suları üzerindeki kontrolünü kaybetmesine neden olabileceği gerekçesiyle eleştiriliyor. Öte yandan, üyelik; gümrük birliği, serbest dolaşım ve yatırım imkanları gibi ekonomik faydalar da sağlayabilir. İzlanda, Avrupa Birliği'nin ortak para birimi olan Euro'yu kullanmıyor; ancak AB üyeliği durumunda Euro'ya geçiş zorunluluğu bulunmuyor.
İzlanda'nın Avrupa ile ilişkileri, Avrupa Ekonomik Alanı (EEA) ve Schengen Anlaşması ile yürüyor. Bu üyelikler sayesinde AB'nin tek pazarına erişim sağlanıyor ve vizesiz seyahat imkanı sunuluyor. Ancak karar alma süreçlerinde doğrudan söz hakkı bulunmuyor. Bu durum, ülkedeki bazı kesimler tarafından “demokrasi açığı” olarak yorumlanıyor ve AB yanlısı partiler bu soruna dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İzlanda'daki bu referandum, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde de dolaylı olarak etkili olabilir. İzlanda'nın AB üyeliğine sıcak bakmaması ya da üyelik sürecindeki tereddütleri, AB genişleme politikasının ne kadar zorlu ve karmaşık olduğunu bir kez daha gösteriyor. Türkiye, uzun yıllardır AB üyelik sürecinde çeşitli zorluklarla karşılaşıyor; İzlanda gibi küçük ve gelişmiş bir ülkenin bile bu süreçte bu kadar çekingen davranması, AB'nin genişleme kriterlerinin ne kadar katı olduğunu ortaya koyuyor. Ankara, bu durumu kendi müzakerelerinde “çifte standart” olarak değerlendirebilir ve AB'ye yönelik eleştirilerini güçlendirebilir. Ayrıca, İzlanda'nın kararı, AB'nin Kuzey Kutbu bölgesine yönelik politikalarını da şekillendirebilir; bu bölgenin stratejik önemi açısından Türkiye'nin dolaylı da olsa etkilenmesi söz konusu olabilir.